28 Nisan 2013 Pazar

Bir Makale Yazarının Günlüğünden...




  26 Nisan 2013 Cumartesi - sabah saatleri...Özgün makale siparişlerini yetiştirebilmek için cep telefonumun saatini sabah 6'ya kurdum. Yani gece yatarken kurmuştum, dolayısıyla saat bu sabah 6'da çalmaya başladı. Fakat özgür ruhlu bağımsız bir insan olduğum için alarmı birkaç kere erteledim ve 6.30'da kalktım.Bunu makale yazarlığı işi çerçevesinde yazığım yazılar nevrimi döndürdüğü ve çok yorgun olduğum için yapmadım, hayır. Ne yorulucam, bu çok kolay bir iş, internet ortamı bir makaleye 20 dakikadan fazla zaman ayırmayan ve günde 3-4 bin kelimeyi 'of!' demeden yazabilen insanlarla dolu gördüğüm kadarıyla. Bir türlü o seviyeye gelemiyorsam terslik bendedir herhalde. Herkes ve her şey haddini bilsin, bir cep telefonu çalar saatinin talimatlarına göre hareket edecek değilim, o yüzden bastım erteleme tuşuna birkaç kere. İstesem saati sabaha karşı 5'e kurup saate haddini bildirmek için 4.30'ta da kalkabilirdim ama gerek görmedim. Olgun bir insanım çok şükür.




 26 Nisan 2013 Cumartesi - biraz daha ileri sabah saatleri; 9 falan-...Pek uzun olmayan birkaç makaleyi yazıp bitirdim. Nekromansi konusunda yazmak çok eğlenceli, ölülerin diriltilebileceğini düşünmek bana acaip neşe veriyor. Bu keyifli ortamı bırakıp evden çıkmak istemezdim fakat hava çok güzel ve bugün pazarda tezgah açıcam..Makale yazarlığı fena bir şey değil, fakat yazı yazmayı sevmiyorsan  uzun süre boyunca çekilecek iş de değil. Ben seviyorum yazmayı. Özgün makaleler karşılığında hesabıma yatırılan paraları da seviyorum, fakat bu manyakça bir sevgi değil. Hayatım kolaylaşıyor, daha rahat harcama yapıyorum vs, hem her kuruşunu da hak etmişim, neden sevmeyeyim ki? Canım paralarım benim. Fakat ne de olsa arada bir yazı yazmak dışında bir şeyler yapmak, hava almak, insan görmek falan da lazım. Hem pazarda çalışmayı da seviyorum. Çalışmayı genel olarak seviyorum ben aslında, ev kadınlığı müessesine karşı değilim ama iyi ki de ev kadını olmamışım. İyiyim ben böyle. Neyse, hazırlanıp evden çıktım.

 26 Nisan 2013 Cumartesi - sabah 10-akşam 19 arası- : Pazarda çalıştım, satış yaptım, para kazandım, bazı müşterilerle sohbet ettim, bazı müşterileri boğazlamadım. Müşteri velinimetimizdir, müşteriyi boğazlamamalıyız. Müşteriler parmaklarınıza yara bantları yapıştırarak veya yarım eldiven takarak, sırtınızı eğip gözlerinizi belerterek yaptığınız ve 2.- tl olarak fiyatlandırdığıız bir takıyı pahalı bulup '1 lira olur mu?' diyebilirler ve 1 liraya olan mallarınızı gösterdiğiniz zaman da burun bükebilirler mesela. E ama kardeşim, herhalde 2 liralık malın 1 liralık mala göre daha albenili, daha kaliteli bir görünümü olacak, tersi olacak değil ya? Hayır, sen bunu parasızlıktan yapmıyorsun, paran fazla kıymetli olduğu için yapıyorsun. Parasızlıktan yaptığına kanaat getirsem, içimden geldiği zaman hediye bile ederim o malı ben sana; ama öyle değil, öyle olmadığı çok belli oluyor. Ben de buna sinir oluyorum. Her rakamın da pazarlığı yapılmaz ki, bir alt limit olmalı. Pazarlık sünnetmiş bu arada, öyle diyorlar. Bende pek pazarlık alışkanlığı yoktur. Olsa iyi olur herhalde,bazen gerekir mutlaka ama yok yani, n'apiim?

 Müşteri her zaman haklıdır...diyemiycem, hiç bir zaman öyle düşünen biri olmadım. Hiç kimse her zaman haklı değildir-olamaz. Çok sayın başbakanımız bile her zaman haklı değildir. Ama kendisi böyle düşünmüyor sanırım. Enteresan. Veya hiç de enteresan değil, sıradan diktatör özelliği işte.Ben buraya nerden geldim ki şimdi? Bilmiyorum hiç, beynim getiriyor zaar.



 26 Nisan 2013 Cumartesi - akşam 8/ gece 10-11-12 vs- : Akşam oldu eve geldim. 8 falandı herhalde. Elimdeki çantaları sağa sola attım, bilgisayarı açtım, aç karnımı doyurdum. Makale yazarlığı işi başımdan aşmaya başladıkça bilgisayarı açmak da eve girdiğim zaman yaptığım hareketlerin başında gelmeye başladı, evet. Maillere bakmak lazım, yeni özgün makale siparişleri gelebilir, müşterilerden biri bir şey isteyebilir vs. Penis büyütücü reklamı falan gelmese daha iyi aslında, bi ara bayaa sık geliyordu. Ben cinsiyet itibariyle penis sahibi bir insan değilim, fakat teknoloji bunu saptayacak kadar gelişmemiş herhalde. Neyse, pazarda çalışıp eve gelinde neredeyse otomatik bir şekilde bilgisayarı açıyorum ama hemen başına oturmuyorum. O derece bir açlıkla bunu yapmam söz konusu olamaz zaten.

 Karnımı doyurduktan sonra makale yazmak için bilgisayarımın başına oturdum. O konudan bu konuya neşeli bir şekilde zıplayaraktan...çalışmadım, hayır. Güne sabahın köründe yazı yazarak başlamışım, 9-10 saati açık havada çalışarak ve satış yaparak geçirmişim, onun üstüne bi de neşe içinde özgün makale yazmak pek söz konusu değil. Ama yazmak lazım, Allah fırsat vermiş tepmemek lazım, söz verdiğim yazılar var-yetiştirmek lazım vs; böyle düşündüğüm için birkaç saat daha özgün makale yazmaya çalıştım. Pazara çıkmadığım günler daha rahat oluyorum tabii, dışarıya çıkmazsam epeyce bir şeyler yazabiliyorum, gün içinde 1-2 kere kısa kısa kestirerek gözlerimi ve beynimi dinlendirebiliyorum vs. Böyle işte.




 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mesajınız kısa bir süre sonra yayımlanacaktır.