16 Ekim 2016 Pazar

Ve Bir Büyükada Yazısı Daha!


Arzu'nun gönderdiği bu Büyükada fotoğrafları ne zamandır bekliyor bilgisayarımdaki bir klasörün içinde, herhalde 3 ay falan olmuştur. Arzu'yu görmediğim de çok oldu, yazarken bir özlem bastı bak şimdi, o et soteden yine yapsa da yesem. Biraz ara verip üstüne de kahve mi içsek? Aranmaz da bu saatte öylesine, gece yarısını geçmiş.




Hemen Büyükada konusuna geçmeliyim, et sote konusuna girersem çıkamam şimdi. O ne et soteydi ama! Neyse ne diycektim; İstanbul açıklarında yer alan ve Prens Adaları da denilen 9 adanın en büyüğü olan Büyükada'da gezmek gerçekten keyifli bir şeydir. Sakin zamanlarını mı, kalabalık dönemlerini mi tercih edeceğiniz size kalmış; yaz sezonunda gündüzleri çok kalabalık oluyor.


Prens Adalarının en tanınmışı olan Büyükada'da konaklamak isteyenler için birçok otel ve pansiyon var. Ne zamandır gitmedim buraya ben, gidecek olsam şimdilerde gitmek isterim, kış gelmeden, çok kalabalık değildir şimdi, daha bir tadı çıkar, daha sıcak ve samimi görünür, daha çok şeyi fark eder insan.




Deniz kıyısında çay içmek, kısa süreli romantik bir kaçamak yapmak, arkadaşlarla sağını solunu dolaşmak, çarşıda gezmek, rakı balık keyfi yapmak; hepsi güzel olur Büyükada'da. 19. yüzyılda yapılmış olan 3 çanlı Aya Yorgi Kilisesi'ni gezebilir, dünyanın en büyük ahşap binaları arasında sayılan Rum Yetimhanesini görebilirsiniz. Meryem Ana Kilisesi, II. Abdülhamit'in yaptırdığı tek şerefeli Hamidiye Camii ve Reşat Nuri Güntekin'in evi de Büyükada'da gezilecek yerler arasında yer alıyor. Adanın batısındaki Dilburnu Piknik Alanı da piknik yapmak isteyenleri bekliyor.



Arzu Büyükada'ya oğlu ve oğlunun arkadaşlarıyla beraber gitmişti. En yukarıda bisikletle gezerken gördüğünüz gençleri bir de deniz keyfi yaparken göreceksiniz şimdi. Sonra da yazıyı yayınlayıp uyuycam, çok uykum var. Ziyaretiniz için teşekkür ederim.


Göcek için tıklayın

Maşukiye için tıklayın

Amasra için tıklayın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mesajınız kısa bir süre sonra yayımlanacaktır.