5 Mayıs 2018 Cumartesi

Ufak Tefek Cinayetler 27. Bölüm: Vazgeçtim, Boğulmuyorum


Ufak Tefek Cinayetler dizisinin 26. bölümü biterken Doktor Oya Toksöz umutla gülümsüyordu. Yıllar sonra karşısına çıkan, fakülteden arkadaşı Elif Işık'ın kendisine çocuk doğurmasını sağlama ihtimali olan bir ilaç değil, akli dengesini sarsacak bir karışım enjekte ettiğini bilmiyordu. Ufak Tefek Cinayetler 27. bölüm Oya'nın gördüğü bir kabusla başladı. Bir sahilde bir süre yürüyor, sonra denize girip yürümeye devam ediyor, kendini bırakıyor ve dibe inmeye başlıyordu. Bu sıkıntılı rüyadan, önce biraz dönüp durduktan sonra, çığlık atarak uyandı. Evindeydi ve Elif de yanındaydı. Oya'ya korkmamasını, sadece uyuyakaldığını söyledi. Herhalde ilaç yüzünden olmuştu bu. Elif geç kalmıştı, işleri vardı, artık gitmesi lazımdı. Giderken 48 saat sonra ikinci iğneyi vuracaklarını hatırlattı.


O giderken Oya umutlu görünüyordu. Elif, kendi kendine "Daha yeni başlıyoruz" diye söylenerek Merve'ye gitti. İlk dozu verdiğini söyledi. Oya tamamen anne olma hayaline konsantre olmuştu, hiç şüphelenmiyordu. Yalnız Merve ondan uzak dursa iyi olurdu, kadını kuşkulandırmamak lazımdı. Merve ona ilacın Oya'da ne gibi etkiler yapacağını sordu. Daha sonra, edindiği bu bilgileri Serhan'ı doldurmak için kullanacaktı.


İlaç tesir ettikçe Oya Toksöz ağlama krizleri geçirmeye başlayacaktı.


Restorandaki olay hakkında konuşmak için Serhan'a gittiği gün yan etkiler kendini göstermeye başladı. Kapıyı çaldığı sırada yine öksürüyordu. Yorgun görünüyordu. Serhan'a aralarındaki sorunun çözülmesini istediğini söyledi. Bunu Serhan da istiyordu. Ona Betül Hanım'la ne gibi bir ilgisi olduğunu sordu. Oya onu tanımadığını, herhangi bir hasta sandığını söyledi. Serhan'ın çocukken kullandığı fotoğraf makinesinin evinin mutfağında olmasını da açıklayamıyordu. Ama makineyi oraya kendisi koymamıştı. Serhan, hiçbir sorusuna mantıklı bir cevap alamazsa aralarındaki sorunu nasıl çözeceklerini sorduğu zaman bilmiyorum dedi. Sinirlerinin çok bozuk olduğunu söyleyip ağlamaya başladı.


Merve, Mila'yı at binmeye götürdükleri günlerden birinde Serhan'a sitedeki arkadaşlarından Ayşe'den söz etti. Ayşe alem kadındı, yapacağını yapıyor, sonra da ağlayarak üste çıkıyordu. Bazı kadınlar böyle olurlardı, hemen gözyaşlarına sığınırlardı. Bir açıkları çıkınca feryat figan ağlamaya başlarlar, işin içinden bu şekilde çıkmayı umarlardı.


Merve Aksak ilacın yan etkilerine bayılıyordu, bunlar sayesinde Oya'nın imajı değişecek, ona doya doya zarar verebilecekti. İlacın yan etkilerinden biri de hafıza kaybına ve muhakeme zorluğuna yol açmasıydı.

Oya, Serhan kendi fotoğraf makinesinin onun evinde ne aradığını bilmemesinin nasıl mümkün olduğunu sorunca Oya gerçekten bilmediğini, bunun belki son zamanlarda kafasının karışık olmasıyla ilgili olduğunu söyledi.

Merve de çiftlikte Serhan'a, Ayşe tarzındaki kadınların yalanları patlayınca olan biteni bilmezden geldiklerini söyledi. Bunu öyle profesyonel bir şekilde yaparlardı ki, karşılarındaki kişi masum olduklarını düşünürdü. Bunların kocalarına bakış açılarıyla da ilgisi vardı tabii, adamı yolunacak kaz gibi görüyorlardı. Bunları Ayşe'nin tavırları imiş gibi gösteriyordu ama aslında hepsi Oya'nın ilacın yan etkileri yüzünden değişmeye başlayan kişiliğiyle eşleşiyordu. Merve'nin anlattığı her kişilik özelliği, her davranış Oya'nın kendisiyle tartışırken sergilediği davranışlara benziyordu.


İlacın bir başka yan etkisi de insanı paranoyak düşüncelere sevk etmesiydi. Oya Serhan'a kendisine neden inanmadığını sorunca o da inanmak istediğini, ama Oya'nın olanlara tek bir mantıklı açıklama getiremediğini söyledi. Oya her şeyin mantıksız olduğunun farkındaydı ama olayları çözemiyordu. Bir tuhaflık vardı. Belki de birisi onlara bir kumpas kuruyordu. Belki Merve idi bu?

Serhan onun aralarındaki ilişkiden haberi olmadığını söyledi. Merve en ufak bir şeyde harekete geçerdi ama bu konuda bir şey yaptığı yoktu, demek ki bilmiyordu. Oya da Merve'nin eskiye göre daha yatışmış göründüğünün farkındaydı. Yine de birisi bir oyun oynuyordu sanki, öyle hissediyordu. Belki de makineyi onun evine Serhan koymuştu, böylece Oya'yı denemek istemişti. Serhan buna şiddetle itiraz etti. Delirdin mi, dedi Oya'ya, makinenin nereden çıktığını soran oydu, neden Oya'nın evine koysundu? Artık onu tanıyamıyordu. Oya kafasının biraz tuhaf olduğunu, ne dediğinin farkında olmadığını söyledi. Sanki üstünde kara bulutlar dolaşıyordu.


Merve Serhan'ı belli bir kadın profilinin davranışlarından söz ederek doldurmaya devam ediyordu. Bu tipler işler istedikleri gibi gitmeyip de sıkışınca hemen başkalarının kendilerine kötülük yaptığından, birilerinin ilişkilerini bozmaya çalıştığından, etrafın kötü insanlarla dolu olduğundan söz ederlerdi. Burcu'nun tarzı da buydu.

Serhan Oya'ya belki de söyleyecek mantıklı bir sözü olmadığını söyledi. Belki de o yüzden böyle kara bulutlardan, sezgilerinden falan söz ediyordu. Oya sinirlendi, Serhan onun bir üçkağıtçı olduğunu mu ima ediyordu? Serhan çok yorulduğunu söyledi. Oya onu yoruyordu. Biraz dursalar, ara verseler iyi olurdu. Oya Serhan'ın nasıl bir ilişkiden çıktığını biliyordu. Böyle şeylere sabrı yoktu. Hem böylece Oya da biraz kafasını toparlardı. Oya onun ara verme teklifini kabul etti. Serhan'ı bu kadar yorduğunu bilmiyordu. Kendisi de hayal kırıklığına uğramıştı. Serhan'ın ona inanacağını, anlayacağını sanmış ama çok yanılmıştı.


Serhan'ın evinden çıktıktan sonra koridorda bir süre ağladı. O çok üzgündü ama Elif ve Merve hallerinden gayet memnundular.

İlhan internette klinik hakkındaki yorumlara bakıyordu. Yorumlar yine kötüydü. Bu kez Oya'nın geçmişteki intihar teşebbüsü de söz konusu edilmişti. Oya kliniğe gelinde onunla konuşmak istediğini söyledi. Oturup sakince konuşmak istiyordu ama Oya lafı gevelemeden söyleyeceğini söylemesini istedi. İlhan gördüklerini anlattı. Siteye yeni yorumlar eklenmişti. Oya'dan güvenilmez, zayıf, intihara meyilli biri olarak bahsediliyordu. Böyle devam ederse insanlar ona güvenip de kliniğe gelmezlerdi. 

Oya sinirlenmişti. İlhan'a uzatmamasını söyledi, endişeleriyle onu boğuyordu. Özür dilemeye çalışmasına da aldırmadı. Evet, kendisi sitede yazıldığı gibi biriydi, İlhan da dahil kimse ona güvenmesindi.

Sinir içinde odasına girdi. Bir yanda Serhan, bir yanda bu olanlar; her şey niye bu kadar ters gidiyordu? Öksürüğü de devam ediyordu bu arada. Kendine sakin olmayı telkin etti. Masasının üstünde bir zarf vardı. İntihar girişiminde bulunduğu zaman yattığı hastaneden bir rapor daha gelmişti. Raporu yırttı. "Beni delirtecekler" diye söylenerek ağlamaya başladı. 

O sırada Elif arayıp hatrını sordu. Verdiği ilaçlar uyku yapabilirdi, onu merak etmişti. Oya tam tersine bütün gece ayakta olduğunu söyledi. Elif'in çıkıp bir şeyler içme teklifini geri çevirdi, hastaları gelirdi. Elif telefonu kapatınca alaycı bir şekilde kendi kendine söylendi. İnşallah gelirdi hastaları, hatta kapıya dizilirlerdi.


Arzu ile Enver öğlen yemeğinde bir müşterileriyle buluşacaklardı. Onu beklerken Enver, dahil olduğu hiking grubunun başka bir gezisinden söz etti. Menekşe Yaylasına gideceklerdi. Güzel, romantik bir yerdi; oraya da beraber giderler miydi?


O sırada Burcu yanında bir kadınla restorana girince Arzu'nun yüzü asıldı. Enver bunun kendi teklifi yüzünden olduğunu sanıp ısrarcı davrandığı için özür diledi. Sonra bunun kendisiyle ilgisi olmadığını anladı. Burcu da Arzu'yu görmüştü o arada. Enver o kadının kim olduğunu sorunca Arzu onun kendisinin evliliğini bitiren kadın olduğunu söyledi. Ama mesele onun evliliği veya Mehmet değildi, bu kadınla korkunç şeyler yaşamışlardı.


Enver yerinden kalktı. Kimsenin Arzu'nun tadını kaçırmaya hakkı yoktu, bunu halledecekti. Gidip restoranın işletmecisiyle görüştü. Arzu ile ikisinin iş görüşmelerini her zaman burada yapan hatırlı müşteriler olduğunu hatırlattı ve Burcu'yu gösterip oradan çıkmasını sağlamasını rica etti. Firmalarına düşmanlık besleyen biriydi, onu burada istemiyorlardı. Ama yapılacak bir şey yoksa bundan sonra müşteri görüşmelerini başka bir yerde de yapabilirlerdi tabii.

Az sonra Burcu'nun masasına bir garson gitti ve masanın rezerve edilmiş olduğunu söyledi. Burcu başka bir masaya geçmeyi düşündü. Ama o masa da, şu masa da rezerve edilmişti; bugün onlara hizmet veremeyeceklerdi. Burcu olanların sebebini anlamıştı. Arkadaşıyla beraber, söylene söylene restorandan çıktı.

Dışarıya çıktığı zaman çok sinirliydi. Mehmet'i arayıp olanları anlatmayı düşündü. O Arzu'yu bir melek sanıyordu ama kadın onları restorandan attırmıştı, rezil olmuşlardı. Mehmet telefonunu açmadı.


Burcu'nun evine girdiklerinde arkadaşı ona su vermek için buzdolabını açtı ve raflarda paket paket zeytin olduğunu gördü. Bunun sebebini sorunca Burcu ağlaya ağlaya anlatmaya başladı. Kendisi zeytin yemiyordu, bunları, markete her gittiğinde, Mehmet için alıyordu. Sanki o hala evdeymiş gibi davranıyordu böylece ama eve geldiğinde onun artık burada yaşamadığını hatırlıyordu. Mehmet'i kaybedince onu sandığından daha çok sevdiğini fark etmişti. Hala seviyor ve çok özlüyordu.


O sırada Merve Burcu'yu aradı. İşi çıktığı için pilates dersini erkene almak istiyordu. Burcu ona gidecek halde değildi ama Merve şimdi gelmezse bir daha hiç gelmemesini söyleyince gitmeye karar verdi.

İkisi bahçede egzersiz yaparlarken Burcu isteksiz ve dalgın görünüyordu. Kendini işine veremediği belliydi. Merve nesi olduğunu sorunca açıklama yapmadı. Bu şekilde çalışılmazdı, Merve egzersizi bırakmaya karar verdi. Burcu'nun sinirleri baya bozuktu, ağlamaya başladı. Sonra mutfakta oturup sohbet ettiler. Burcu Mehmet'i unutamadığını ona da anlattı. Sandığından daha aşıktı, ayrılığı atlatamıyordu. Merve ona hemen inanmadı, Mehmet'in kendisinden çok statüsüne, bu zengin mahallede, onun güzel evinde yaşama fikrine takıldığını düşünüyordu. Ama az sonra samimi olduğunu anladı. Burcu'ya hiç akıllıca oynamadığını, hep saldırgan davrandığını söyledi. Burcu sordu; Merve onun yerinde olsa ne yapardı? Arzu gerçeği her zaman Mehmet'le aralarında duruyordu.


Merve Oya hakkındaki planlarını, onu delirtmek, Serhan'ın gözündeki imajını sarsmak için neler çevirdiğini düşündü ve Burcu'ya "Arzu'dan kurtulurdum" dedi. O Burcu gibi gereksiz cephelerde savaşmaz, odağına yönelirdi. Burcu ona hak verdi, buzhaneye o uyuz doktor yerine Arzu'yu kapatsaydı belki şimdi ondan kurtulmuş olurdu. Arzu çıkamazdı da oradan, ölürdü. Merve evet, dedi ona, ama artık bunun için çok geç olmuştu, artık böyle bir şeye kalkışmasının anlamı yoktu. Sonra işi olduğunu, çıkacağını söyledi. Burcu'nun dalgın dalgın ama gayet sakin ve rahat bir şekilde Arzu'yu öldürmekten söz etmesinden biraz tedirgin olmuştu. Bunun üzerine Burcu da kalktı. Merve onun arkasından bakarken bir ruh hastası, bir manyak olduğunu düşündü.


Burcu arabasını sürerken bir yandan da "Neden olmasın?" diye düşünüyordu. İyi düşünürse bu işi kökünden halledebilirdi. Arzu'nun evini görebileceği bir yerde durdu. Nilay'la Ayaz'ın onu coşku içinde, öpüp sarılarak karşılamalarını, bir şeyler anlatmalarını hırs içinde izledi. Bu kadına gününü gösterecekti.


Esra, manikür için Arzu'ya geldi. Tırnaklarına daha önce Oya için de kullandığı koyu renkli ojeyi sürdü ve ona da Oya'ya söylediklerini söyledi. Bu renk ona çok yakışmıştı, herkese de kullanmıyordu. Arzu çıkıp sitede bir dolaşırsa bu rengi pek kimsede göremeyecekti.

O anda kamera bir delil poşetine bakmakta olan başkomiser Kemal'i gösterdi.

Esra boşanmanın Arzu'ya yaradığını söyledi. Güzelleşmişti, üstüne sanki bir aşk ışıltısı gelmişti. O sırada Nilay da yanlarına geldi. Ojeyi annesine o da yakıştırmıştı.

Derya Kemal'e Sarmaşık vakası ile ilgili delillerin sandıkları gibi onlardan alınmadığını söyledi. Deliller yanlışlıkla diğer şubeye yollanmıştı. Bu yanlışlık için defalarca özür dilenmişti. Kemal bunun normal bir durum olmadığını söyledi. Özellikle bu olayda yaşanması ilginçti. Tanıkların ifade vermesi için özel izin çıkarttırmayı düşünüyordu. Çıkması gerekiyordu, Derya'ya Adli Tabibin kendisini beklemesini söyledi.

Daha sonra Adli Tabiple konuşurken sordu: Deliller önce savcı tarafından istenmiş, sonra da başka yere gitmişti; bu nasıl olabiliyordu? Adli Tabip bu konuda bilgisi olmadığını söyledi.

Derya telefon görüşmeleri yapmış ve Sarmaşık'taki olayın tanıklarıyla görüşebilmeleri için izin almıştı. 36 saat sonra hepsiyle görüşebileceklerdi. Şimdiye kadar onların sadece fotoğraflarını görmüşler, yaptıklarını ve yaşadıklarını başkalarından duymuşlardı. Yüz yüze görüşmek nasıl bir şey olacaktı acaba?


Oya Elif'le konuşurken hiç iyi olmadığını söyledi. Sanki hayatı elinden akıp gidiyordu. Aklını kaçıracakmış gibi hissediyordu. Bir türlü geçmeyen öksürüğüne sinir oluyordu. İnsanlıktan çıkmış gibiydi. Uyuyamıyordu.

Elif Oya'yı sevmemesine yol açan olayları düşündü. Tıp Fakültesinde okurken kendisi herkesin sinir olduğu bir öğrenciydi, ukala ve aşırı hırslıydı. Bazıları ona psikopat diyorlardı. Farmakoloji sınavında tam not alıp birinci olamamıştı, bu yüzden çıldıracağını düşünüyorlardı. Birinci, Oya isminde bir öğrenciydi. Duvara asılı olan listede bunu görünce "Oya da kim, tam not ne demek, bu kız hocayla mı yatıyor?" diye yüksek sesle söylenmeye  başladı. Yakınındaki öğrenciler ona Oya'yı gösterdiler. Kız diğer şubedendi, hem güzel hem de akıllıydı. Ama Elif kadar hırslı değildi, daha fazla çalışıp onu geçebilirdi. Tabii ki geçerim dedi Elif, Oya kimdi ki?


Elif'in Oya'ya teklif edilmiş olan işte de gözü vardı. Yeni açılacak hastane acayip bir yer olacaktı, jinekoloji bölümünün başına geçerse uluslararası ün yapabilirdi. Ama o pozisyon için önce Oya'ya teklif verilmiş, o da düşüneceğini söylemişti. Bunu öğrendiği zaman çok sinirlenmişti. Oya Toksöz her taşın altından çıkıyordu, Allah onun belasını versindi.

Elif daha sonra Merve'nin kendisini nasıl bulduğunu hatırladı. Çalıştığı hastaneye geldiğinde onun kim olduğunu biliyordu, hakkında araştırma yapmıştı. Ortak bir noktaları, daha doğrusu ortak bir çıkarları olduğunu söylemişti. Anlatacaklarını dinlemeliydi, teklifi onun da işine gelecekti.

Oya Elif'e çok yorgun olduğunu, kendini bir türlü toparlayamadığını anlattı. Elif onu teselli etti. her şey düzelecekti. Çok yakında anne olabilecekti, bunu düşünmeliydi, olumsuz düşüncelerden uzak durmalıydı. Yöntemi denemiş, sonuç almıştı, yine alacağına inanıyordu. Oya da ona inandığını söyledi. İlacın 2. dozu için hazırdı.


Elif iğneyi vurduktan sonra şırıngayı ve pamuğu sehpanın üstüne koydu. O sırada kapı çaldı. Gelen Merve Aksak idi. Oya'ya kuru öksürüğü için hatmi çiçeği getirmişti. İçeride biri olduğunu anladı ve girmek istemedi. Ama Oya girebileceğini söyledi. Bir arkadaşıyla oturuyorlardı.

Merve ile Elif birbirlerini ilk defa görüyormuş gibi davrandılar. Elif biraz sonra çıktı. İkisi yalnız kalınca Merve Oya'ya Elif'i biraz ukala bulduğunu söyledi. Değil, dedi Oya, Elif iyi bir kızdı. Merve sehpanın üstündeki şırıngayı fark etmişti. Ne olduğunu bildiği halde sordu; Oya'nın sadece öksürük sorunu olduğunu sanıyordu, daha ciddi bir şey yoktu, de mi?


Oya, kahve yapmak için ayağa kalktığında sendeledi. Merve iyi olup olmadığını sorunca herhalde başının döndüğünü söyledi.

Daha sonra Elif Merve'ye neden geldiğini sordu;  hani Oya'dan uzak duracaktı? Merve merak ettiğini olayları denetleme ihtiyacı duyduğunu söyledi. Oya feci dağılmış görünüyordu. Elif onun iyi bile dayandığını söyledi, dirençliydi, daha kötü durumda olması gerekirdi. Merve sordu; sonuç alıyorlardı ama, değil mi? Evet, dedi Elif, Oya yakında çakılırdı.


Merve ile Mila evin bahçesinde futbol oynarlarken Edip geldi. Merve Mila'yı yanından gönderdi. Konuşurlarken Edip onu sakinleşmiş gördüğünü söyledi. Ayrılığı kabullenmiş gibiydi. Çabuk pes etmişti. Merve bir noktadan sonra bu sonuçsuz mücadeleyi bırakması gerektiğini söyledi, Mila için böyle yapmalıydı. Edip'e ziyaretinin sebebini sorunca onu görmek için geldiği cevabını aldı. Adama takıldı; onu çok seviyordu ve görmeden yapamıyordu, de mi? Edip buna evet derken gayet ciddi görünüyordu. İnsan aksine doğru çekildiği söylenirdi, Edip de galiba bu durumdaydı. Merve onun sözlerinden rahatsız oldu. Kızını da alıp eve girdi.



Taylan'la Mehmet mangal yapıyorlardı. Mehmet keyifsiz görünüyordu. Taylan ona Enver'e vurmakla iyi ettiğini söyledi. Ama Arzu'yu onunla tatile göndermek de neydi? Mehmet Arzu'nun bunu kendisine inat olsun diye yaptığını düşünüyordu, yoksa ne işi olacaktı o sünepe ile? Taylan ona gaz verdi, Mehmet'in yanında Enver'in adı bile okunmazdı. Mehmet halinin ortada olduğunu söyledi, demek ki bir yerde hata yapıyordu. Ama nerede acaba? Taylan'ın da bu konuda fikri yoktu. Mehmet'in bu konuda bir kadına danışması gerektiğini konuştular.


Bunun üzerine Mehmet, Pelin'le konuşmaya karar verdi. Ona kadınların ne istediğini, Arzu'yu nasıl geri kazanabileceğini sordu. Pelin ona yardımcı olmayı kabul etti ama verdiği taktikleri Taylan bilmeyecekti. Mehmet'in önce maço tavırlarından vazgeçmesi lazımdı. Kadınlar güçlü erkekleri severlerdi; kıskanç, huysuz ve asabi olanları değil. Suratsız duruşunu değiştirmeli, güler yüzlü ve kibar olmalıydı. Arzu'yu takdir etmeli, onunla gurur duyduğunu göstermeliydi. Kız iş kurmuştu mesela, gidip bir helal olsun demiş miydi?


Oya ile Elif Sarmaşık'taki kafede oturuyorlardı. Elif'in arabası servisteydi. Oya onu bırakabileceğini söyledi. Kafeden çıktıkları zaman Merve de oradan geçiyordu. Oya ile birbirlerine el salladılar.

İkisi arabadayken Oya'nın telefonu çaldı. Hastalarından biriyle ilgili bir haber vermek için İlhan arıyordu. Bluetooth kullandığı için konuşmayı Elif de duymuştu. Kendisinin de arabada bu şekilde konuşması gerektiğini söyledi, ama araçtaki diğer kişilerin de konuşmayı duyacak olmasından hoşlanmıyordu. Oya sık sık gizli konuşmalar yapmadığını söyledi, ayrıca arabasında da sıklıkla başka birileri olmuyordu.

Karşıdan gelen bir araba Oyanın hatalı sürüşü üzerine selektör yaptı. Elif unuttuğu bir iş olduğunu söyleyerek arabadan inmek istedi. İlaç Oya'nın aklını, dikkatini dağıtıyordu. Gebereceksen tek başına geber, diye söylendi inince.

O sırada Elif'e telefonla çok iyi bir haber geldi. İstediği bir şey olmuştu, çok sevinmişti.


Pelin Mehmet'e Arzu'ya yardımcı olması gerektiğini söyledi. Kastettiği öyle lütfeder gibi sofradan bir şeyler kaldırmak değildi, daha fazlasını yapmalıydı. Bunun üzerine Mehmet mutfağa girip birkaç çeşit yemek hazırladı. Vejeteryen olan Nilay için sebze haşlamayı bile unutmamıştı. Çocuklarla beraber masaya oturdu. Az sonra Arzu kapıyı açtı ve içeriye doğru bağırdı; geç kalmıştı ama yemeği hemen hazırlayacaktı. Mutfağa gelip manzarayı görünce şaşırdı. Mehmet ona iltifatlar da etti. Helal olsundu, çocuklar aslan gibiydi, ev düzenliydi, üstelik bir de iş kurmuş çalışıyordu. Arzu şimdi daha da şaşkındı. Mehmet onu hazırladığı sofraya buyur etti. Az sonra çocuklar masadan kalktılar.

Pelin Mehmet'e Arzu'ya ilgi göstermesi de gerektiğini söylemişti. Bu yüzden Mehmet ona işi ve müşterileri hakkında sorular sordu. Onun önem verdiği konuları merak ettiğini söyledi. Arzu ona işiyle ilgili bir şeyler anlatırken gülüp duruyordu. Mehmet'in bu haline alışık değildi, tuhaf geliyordu, ciddi olamıyordu.


Pelin ve Mehmet kadınlara çiçek alınması hakkında da konuştular. Pelin'e göre bir kadına çiçek vermek, ortada bir şey yokken doğru bir jestti ama kabahatli bir erkek bunu yapmamalıydı. Bak sana çiçek aldım, hadi her şeyi unutalım demek gibi oluyordu bu. Mehmet daha farklı, daha etkili şeyler yapmalıydı. Dolma sarmayı denemeliydi mesela. Evet, Arzu bu konuda süperdi ama onun uzman olduğu bir konuda bir şeyler yaparsa ondan yardım alabilirdi, böylece bağları güçlenirdi.

Mehmet bu planı uygulamaya başlamıştı ki Arzu elinde bir tabak dolmayla eve girdi. Bunları Enver yapmış, Arzu'nun tadıp fikrini söylemesini istemişti.

Pelin Mehmet'e rakibinin dişli olduğunu söyledi. Ama onlar da pes etmeyeceklerdi tabii ki. Şimdi büyük bir hamle yapması gerekiyordu. Özür dilemeyi öğrenmeliydi. Mehmet, onun Arzu'dan değil Enver'den özür dilemesini kastettiğini anlayınca çok şaşırdı ve bunu reddetti. Onun adını duyunca bile sinirleniyordu. Pelin, bu durumda yardımcı olamayacağını söyleyince durakladı. Başka yolu yok muydu? O kadar zorunluysa bunu yapacaktı.


Arkadaşı İnci, Oya'yı görmek için kliniğe gelmişti. İlhan'la biraz sohbet ettiler. İlhan hiç tatları olmadığını söyledi. İnternetteki yorumlar çok kötüydü. Bunları kimin yazdığını bilmiyordu ama bulmak niyetindeydi, IP numaralarını araştırıyordu.

Oya İnci'yi görünce sevindi. Öksürüp durması İnci'yi endişelendirmişti. Oya'nın odasına geçtiler. İnci ona Elif Işık'la mı görüşüyorsun, diye sordu. Kendisi Elif'i hiç sevmiyordu, hırs kumkuması biri olduğunu, pis bir insan olduğunu düşünüyordu. Oya'yı ona dikkat etmesi için uyardı. Onu iyi görmediğini de söyledi. Sitedeki kötü yorumlara üzülüyor muydu? Oya takmamaya çaıştığını söyledi ama rahatsız olduğu belliydi.

Mehmet Arzu'nun ofisine geldi. Arzu tedirgin oldu, Enver de ona polisi aramasını söyledi. Mehmet onları yatıştırdı. Bu sefer kavga etmeye değil, özür dilemeye gelmişti. Zor bela bunu yapabildi. İnsanın birini çok sevince fevri davranabildiğini söylemeyi de ihmal etmedi.

İlhan internette yine Oya hakkındaki yorumlara bakıyordu. Bu sefer de paragöz biri olduğu yazılmıştı. Oysa Oya'nın, ücretsiz hizmet verdiği dar gelirli hastaları da vardı.

O sırada kliniğe Sağlık Bakanlığından 2 görevli geldi. Oya Toksöz hakkındaki şikayetler üzerine gelmişlerdi.

Ufak Tefek Cinayetler 27. bölüm boyunca Oya'yı daha önce gördüğümüzden çok farklı bir kişilikle gördük. O serinkanlı, akıllı, duyarlı kadın gitmiş yerine bambaşka biri gelmişti. Elif'in verdiği ilaçlar Oya'yı perişan ediyordu. İlhan telefonla Bakanlıktan gelenlerden söz edince hışımla onların yanına gitti. İnci de arkasından geliyordu. Oya görevlilere çok kaba davrandı. Yaptıklarının saçma olduğunu, insanın bu kliniği denetlemeye gelmesi için aptal olması gerektiğini ve gitmelerini söyledi. İlhan'dan gelenlere kapıyı göstermesini istedi, işini yapmayacaksa kendi de çıkıp gidebilirdi. 2 kişinin lafıyla yapacaklarsa yapsınlardı, burayı kapatsınlardı. Bir şeyler söylemeye çalışan İlhan'ı da, İnci'yi de konuşturmadı, sinirli bir şekilde bağırıp durdu.

Sonra Oya ile İnci klinikten çıktılar. İnci Oya'dan sakinleşmesini istedi, İlhan'ı da kırıp üzmüştü. Bir yere gitseler miydi? Oya, eve gitmek istediğini söyledi. Kliniğin de, herkesin de canı cehenneme idi.

İnci, çok üzülmüş olan İlhan'a sarılıp onu teselli etmeye çalıştı.


O sırada Burcu, alışveriş için markete girmiş olan Arzu'yu izliyordu. Bu kadında ne olduğunu anlamıyordu bir türlü.

Oya arabasına binmişti. Aracı tehlikeli bir şekilde sürüyor, makas atıyor, bir yandan da gülüp coşkulu sesler çıkarıyordu. Bir hastaneye gidip beklemeye başladı. Burası kendisine jinekoloji bölümü başkanlığı için teklif veren hastane idi. Hastanenin yöneticisi onun habersiz gelişine şaşırmıştı.  Oya kliniğini kapattığını söyledi, bundan sonra onlarla çalışmaya karar vermişti. Fakat adam ona son zamanlarda yaşananların işi değiştirdiğini söyledi. Camiada herkes Oya'dan söz ediyordu. Onunla çalışmaları mümkün değildi. Bu sabah, pozisyonu ikinci tercihleriyle doldurma kararı almışlardı.

O sırada kapı çaldı ve ikinci tercih içeriye girdi. Elif idi bu. Oya onu görünce şaşırdı. Yönetici onun çok başarılı ve kendisinden övgüyle söz edilen biri olduğunu söyledi. Elif tanıştıklarını belirtti ve Oya'ya sordu; biraz dağılmıştı, şimdi iyi miydi?

Odadan çıktıkları zaman Oya Elif'e aynı pozisyonun ona da teklif edildiğinden haberi olmadığını söyledi. Elif eğer o isterse hemen istifa edebileceğini söyleyince Oya bunu reddetti tabii ve onu tebrik etti. Sonra Elif'in yanından ayrıldı.

İlhan polis sorgusunda Oya'nın bu noktada bitmiş olduğunu söyledi. Ama hala ondan umudu kesmemiş olan birkaç kişi vardı.


Merve, Serhan ve Mila yine çiftlikte idiler. Merve her zaman olduğu gibi Serhan'ı doldurmaya çalışıyordu. Ona, birtakım işler çevirip, yapacağını yapıp sonra da çok seviyorum diyen kadın tiplerinden söz ediyordu. Bunlar hayatlarındaki erkeği gerçekten seviyorlar mıydı acaba? Merve hiç sanmıyordu.


O ana kadar onun bu tür konuşmalarını sıkılsa da ses çıkarmadan dinleyen Serhan Aksak bu sefer farklı bir tavır sergiledi. Aklına Oya'nın onun kendisine inanacağını, anlayacağını umduğu yolundaki sözleri geldi. Merve'ye neden böyle konuştuğunu, niye kendisine bunları anlattığını sordu. Söyleyecek başka lafı yok muydu? Herkes mi çok kötüydü bu hayatta? İyi bir ilişkide, insanlar birbirlerinin gözlerine bakınca neyin doğru olduğunu anlarlardı. Her şey tam tersini gösterse bile, önemli olan insanın neler hissettiği idi. Onun arkadaşları ilişkilerinde belli ki birbirlerinin ruhlarına dokunamamışlardı, bu yüzden sevgilerini, kendilerini, beraberliklerini sorgulayıp duruyorlardı. Merve ona gerçek sevgiyi anlamanın basit bir şey olmadığını söyleyince de tam tersine, onu bulunca anlamamanın mümkün olmadığı cevabını verdi. Sonra da Mila'yı onun götürmesini söyleyerek çekti gitti. Merve şaşırmış ve bozulmuştu, o giderken gözleri doldu.


Serhan arabasını sürerken Oya ile yaşadıkları güzel şeyleri düşündü. Beraber kuş evi yapmalarını, onun evine gidip gece kaldığını, sabahleyin yaptıkları keyifli kahvaltıyı, kumsalda piknik yaparken ne kadar güzel zaman geçirdiklerini hatırladı.

Hiçbir şeyin önemi yok, diye düşündü. Oya'yı kaybetmeyecekti.


Edip Oya'nın evine geldi. İlhan onu aramış, Oya'nın telefonlara cevap vermediğini söylemişti. Oya ona her şeyin üstüne geldiğini, bir türlü toparlanamadığını anlattı. Serhan ona inanmıyordu. Bir üçkağıtçı gibi, Burcu gibi görünüyordu. Edip bunu onaylayınca sinirlendi. 


Edip onu Burcu gibi gördüğünü söylemek istemediğini, pozisyon olarak öyle göründüğünü söyledi. Ama Oya ona inanmadı. Merve'ye karşı bir şeyler mi hissettiğini sordu. Edip olumlu cevap verince de onu evinden kovdu.


Daha sonra Oya evinin mutfağında yere oturup, açık musluktan lavaboya akan suya bakarak dalgın dalgın düşünmeye başladı. Bir yandan da sessizce ağlıyordu. Sandalye devrilmiş, masanın üstündeki meyveler yere dökülmüş haldeydi. Kapı çaldığı zaman da hemen kalkmadı.  Biraz sonra kalkıp musluğu kapattı ve gidip kapıyı açtı. Serhan gelmişti. İçeriye girince Oya'ya düşündüğünü, ne yaşamış olurlarsa olsunlar birbirlerini bırakmamaları gerektiğini söyledi. Birbirlerine tutunmalılar, uzaklaşmamalılardı. Söz veriyordu, artık Oya'ya hiçbir şey sormayacak, onu asla sorgulamayacaktı. Yeter ki ikisi mutlu olsunlardı.



Oya tekrar ağlamaya başladı. Birbirlerine sarıldılar. Serhan'ın bir teklifi vardı. Duruşmaya daha 1 ay vardı, her şeyi bırakıp, bir ev tutup buradan gidebilirlerdi. Sadece ikisi olacaktı, aralarına kimsenin girmesini istemiyordu. Oya Mila'yı öne sürünce onun müsamereye hazırlandığını söyledi, çok meşguldü, babasını görmüyordu bile. Okulu bitince onunla birlikte tatile giderlerdi. Olmaz mıydı? Oya, olur dedi. Buralardan kaçmalarını, uzaklaşmalarını o da istiyordu.


Burcu içeride kimse yokken Arzu'nun evine girdi. Sağı solu karıştırırken Arzu eve gelince saklandı. Arzu duş yapmak için yukarıya çıkınca mutfağa girip ocağın düğmeleriyle oynadı. Sonra üst kata çıkıp yatak odasına girdi. Arzu bazı sesler duymuştu. Duştan çıkınca çocuklarının ismini seslendi ama cevap gelmedi. Mehmet'in gelmiş olduğunu düşündü ama o da değildi. Aşağıya indi. Ocağın düğmeleriyle oynandığını fark etti. Az sonra evin kapısından bir ses geldi. Burcu dışarıya çıkmıştı.

Merve çiftlikten eve gelince Betül Hanım'ı arayıp yine yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Oyunu kaybediyor gibiydi. Betül Hanım ne yapabileceğine bakacaktı. Kendisinden haber beklemesini söyledi.

Elif Merve'ye mesaj atıp Oya'yla bugün görüşeceğini yazdı. Oya'nın feci dağılmış halde olduğunu da belirtti. Bu bilgi Merve'nin işine yarar mı bilmiyordu ama Oya arabada bluetooth ile konuşuyordu. Onun işi bitmişti, alacağını almıştı. Merve artık tek başınaydı.

Merve bir süre düşündükten sonra telefonla birini aradı.

Oya ile Serhan arabayla havalimanına giderlerken annesi Serhan'ı aradı. Çok mutlu olduğunu söylemek için aramıştı, nihayet oğluyla arası düzelmeye başlıyordu. Oya kendisine söz vermişti, ikisinin arasını düzeltecekti. Oya'nın Serhan'ı bu konuda ikna etmesine çok sevinmişti.


Serhan telefonu sinirli bir şekilde kapattıktan sonra Oya'ya kendisine söyleyeceği bir şey olup olmadığını sordu. O sırada Oya'nın telefonu çaldı. Arayan emlakçı Nihal'di. Oya'yı, Merve'nin evine teklif vermek istediği için arıyordu. Oya şaşırıp kaldı, böyle bir şey yapmamıştı Nihal ona kendisini arayıp büyük bir bir bombası olduğunu, evleneceğini söylediğini hatırlattı. Bluetooth kullandığı için bu konuşmaları Serhan da duyuyordu, o da çok şaşkındı.


Nihal bu konuşmayı Merve'nin zoruyla yapmıştı ama içi rahat değildi. Merve bir sürü insanın gözü önünde onun Edip'le beraber olduğunu söylediği, kocası boşanmak istediği zaman Oya arkasında durmuştu. Merve ona doğru yaptığını, işine bakması gerektiğini söyledi. Sarmaşık'tan ev almak için Nihal'den telefon bekleyen arkadaşları vardı.

Arabada, Serhan Oya'ya sevimsiz bir ifadeyle bakmaya başladı. Susmak, Oya'ya bir şey sormamak, anlatılanlara takılmamak istiyordu ama olmuyordu, durmadan karşısına Oya'nın gizli gündemleri çıkıyordu. Oya'nın ona mantıklı bir şeyler söylemesini bekliyor, ama tatmin edici cevaplar alamıyordu. Oya da ona yeter artık diye bağırdı, açıklama falan yapmayacaktı. Ne fotoğraf makinesini, ne annesiyle olanları, ne de şu anda gelen telefonu açıklayamıyordu.


Serhan arabayı sağa çekmesini söyleyince bunu hemen yapmadı, bir süre hızlı ve hırslı bir şekilde sürmeye devam etti. Sonunda durduğu zaman Serhan ona neyin peşinde olduğunu sordu. Oya hiçbir şeyin peşinde olmadığını, artık hiçbir şey istemediğini söyledi. Anne olma isteğini kastediyordu. Serhan ondan tek bir doğru düzgün açıklama yapmasını istedi ama Oya'nın söyleyecek hiçbir şeyi yoktu. Serhan "Demek ki olmuyor, bizden bir şey olmazmış" deyip hışımla inince arabayla yola devam etti. Bir yandan da ağlıyordu.



İlhan Derya'ya aslında Oya'nın bu olanları çözemeyecek biri olmadığını söyledi. Ama aldığı ilaçlar kafasını bulandırmıştı.


Merve telefonla birini arayıp Serhan'ın seyahatini iptal ettiğini öğrendi. Bundan sonra gençliğiyle kısa bir sohbet yaptı. Genç hali ona, sonunda Serhan'ı o beladan kurtardıklarını söyledi. Şimdi sıra onu geri almaktaydı.

İlhan kliniğe girip bilgisayarın başına oturdu. İnternetteki sağlık sitesine Oya Toksöz hakkında olumsuz yorumlardan kuşku duyuyordu, bu işin içinde bir iş vardı. Bu konuda pes etmek niyetinde değildi.

Oya annesini aradı, ailesinin yanına gitmek istiyordu. Annesi evde olmadıklarını söyledi, ama Oya eve geçebilirdi. Arabasına binip sürmeye başladı.


İlhan sonunda aradığını bulmuştu. Bunun bir kumpas olduğuna inanmıştı ve haklı da çıkmıştı. Haber vermek için Oya'yı aradı ama telefonu kapalıydı. Klinikten, ona ulaşıp her şeyi halletme kararıyla çıktı.

Oya ailesinin yaşadığı siteye gelip eve girdi. Bir süre kapıda durdu. Bir sehpanın üstünde duran mezuniyet fotoğrafını yanlışlıkla yere düşürdü. Bir süre fotoğrafa bakarak düşüncelere daldı. 96'daki olaydan sonra ailesine masum olduğuna dair yeminler ettiğini, ama onları inandıramadığını hatırladı. Çok dalgındı, kötü görünüyordu. Fotoğrafı yere atıp üst kata çıktı.

O sırada İlhan da oraya gelmişti. Görevlilerden Toksöz'lerin evde olmadığını öğrendi. Kızları gelmişti ama o da sahile doğru gitmişti.


Oya sahilde yürüyordu. Sahne tıpkı Ufak Tefek Cinayetler 27. bölüm başlarken gördüğümüz kabus sahnesiydi. Yürürken çantasına büyükçe taşlar koyuyordu. Sonra denize girdi ve yürümeye devam etti. Taşlarla ağırlamış olan çantası onu aşağıya doğru çekiyordu. Dibe inmeye başladı. Bir yadan gözünün önünden bazı görüntüler geçiyordu. Arzu'yu gördü, ona elini uzatıyordu. Pelin'i, Edip'i, Elif'i, Serhan'ı, Merve'yi gördü.

Batmaya devam ederken kendisine yapılan şeyleri görmeye devam ediyordu. Elif, Betül Hanım, Merve etrafında dalgalanıp duruyorlardı. Sonra Merve'nin barış teklifini ve daha sonra yaşanan olayları hatırladı. Ve kapalı gözlerini kocaman açtı. Her şeyi, kimlerin kendisine neler yaptığını, neden bu hale düştüğünü, saçma sapan şeyler yaşadığını ve yaptığını anlamıştı. Çantasından kurtulup yukarıya doğru yüzmeye başladı.

O sırada İlhan da sahile varmıştı, etrafına bakınarak koşuyordu. Oya yüzeye çıktı. "Hayır, hiçbir yere gitmiyorum" dedi kendi kendine.

İlhan onu görüp seslendi. Oya'yı bulduğu için çok mutluydu, Oya ise onu gördüğü için şaşkındı. İlhan'a su çok güzel göründüğü için dayanamayıp girdiğini ve çok iyi olduğunu söyledi. Asistanının ona verecek bir haberi vardı. Araştırmalarının sonucunda internetteki olumsuz yorumları yazanın Elif olduğunu bulmuştu. Ufak Tefek Cinayetler 27. bölüm sona ererken, Oya buna hiç şaşırmadığını söyledi.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mesajınız kısa bir süre sonra yayımlanacaktır.

Ayvalık Asmalı Bahçe

Ayvalık'ta tatil yapanlara küçük, serin, sade ve keyifli bir mekandan söz etmek istiyorum bugün. Ayvalık Asmalı Bahçe sıcak günlerd...