10 Mayıs 2018 Perşembe

Ufak Tefek Cinayetler 28. Bölüm: Kocamla Yatıyorsun, Her Şeyi De Biliyorsun, Öl O Zaman!


Ufak Tefek Cinayetler 27. bölüm finalinde, ölmek amacıyla kendini denizin derinliklerine bırakan Oya, dibe doğru inerken başına gelen şeylerin kimler tarafından, nasıl tezgahlandığını anlamış ve tekrar suyun yüzeyine çıkmıştı. Kıyıda İlhan onu bekliyordu. Ufak Tefek Cinayetler 28. bölüm başlarken Merve mutfakta, bir hayal kuruyordu. Serhan ve Mila ile masadaydı, balık yapmıştı. Çok mutluydular. Serhan ona iltifatlar ediyordu. Elini öpüyor, "Seni nasıl bıraktım, böyle bir hatayı nasıl yaptım, yanlış yollara saptım ama neyse ki sonunda doğruyu buldum" diyordu.



Fırının uyarı sesiyle kendine geldi. Arayan Elif'ti. Merve'ye Oya'nın öldüğünü söyledi ve başka bir açıklama yapmadan telefonu kapattı.

Merve lise yıllarındaki yakınlıklarını, Oya'yı 20 yıldan sonra ilk defa görüşünü, o Sarmaşık'taki evine yerleşirken nasıl yardımcı olduğunu hatırladı. Kötü olmuştu. O sırada kapı çaldı. Pelin gelmişti. "Olanları duydun mu?" diye sorunca Merve Oya ile ilgili bir şey söyleyeceğini sandı. Ama Pelin okulun piknik organizasyonundan söz ediyordu. Merve'nin dalgınlığı dikkat çekmeyecek gibi değildi.


Bahçede oturdular. Berk de gelmişti. Pelin biraz piknikten, Ayşe'nin kötü bir organizasyon yaptığından söz etti. Sonra "Oya nerelerde?" diye sordu. Telefonları kapalıydı, ulaşamıyordu. Merve sinirlenip söylendi, Pelin bunu neden ona soruyordu ki? Sonra Serhan'a gitmesi gerektiğini söyledi. Çocuklar oynarken Pelin başlarında bekleyebilirdi, Merve gidip gelecekti.

Yolda Elif'le daha sonra konuştuklarını düşündü. Oya'nın öldüğünü nereden bildiğini sormuş, o da takip edip gördüğünü söylemişti. Oya suya yürümüş, sonra da yok olmuştu. Merve haberlere falan baksındı, yakında cesedini bulurlardı. Merve'nin bu konuda üstüne varmasından sıkılmış görünüyordu.




Elif böyle bir şey görmemişti tabii. Olaylar şöyle gerçekleşmişti: Oya ile İlhan bir hastaneye gittiler.  Kan tahlili sonucunda Oya'nın vücuduna bir çeşit zehir verildiği ortaya çıktı. Oya, kan analizine bakarken birden durakladı. Çok ilgisini çeken bir şey görmüştü. Bir süre donup kaldı. Yüzünün ifadesi değişip duruyordu, bir gülüyor, bir düşünüyordu. Az sonra İlhan'a bir şey söylemeden yanından ayrıldı.


İlhan bahçeye çıkıp beklemeye başladı. Oya, bir süre sonra onun yanına geldiğinde çok mutluydu. Kanında Beta HCG, yani hamilelik hormonu yüksek çıkmıştı. İlhan bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Oya büyük ihtimalle bebek bekliyordu. Sevinçten ne yapacaklarını şaşırdılar. Defalarca birbirlerine sarıldılar.


Arabayla giderlerken İlhan, Elif'in verdiği zehrin gebeliğe zarar verip vermeyeceğini sordu. Oya şimdi böyle şeyler düşünmek istemiyordu. İlhan Elif'in o gün jinekoloji bölümünün başkanlığını yapacağı hastanede görevine başlayacağını hatırlatınca onu tebrik etmeleri gerektiğini söyledi. İlhan bunu hemen anlamadı ama Oya dalga geçiyordu. Niyeti Elif'e yaptıklarının bedelini ödetmekti. Bir şeyler yapmak için 4 saat zamanları vardı.

 Oya çok keyifliydi, camdan başını çıkarıp "Duymayan kalmasın, ben hamileyim" diye bağırdı.


Elif yeni görevine başlamaya hazırlanırken, İlhan, onun konuşma yapacağı salonun kapısında davetlilere broşür dağıtıyordu. İnsanlar ondan övgüyle söz ediyor, ne şahane bir doktor olduğundan söz ediyorlardı.  Elif kapıdan girerken onu görünce bir an durakladı ama kendisini tebrik etmek için seslenen biri yüzünden konuşamadı. Tebrikleri kabul ederken çok mutlu görünüyordu. Kendisi için broşür bastırılmış olması da hoşuna gitmişti. Bir ara İlhan'a yaklaşıp bir yerden tanır gibi olduğunu söyledi ama bu sefer de hastane müdürü gelip onu başkalarıyla tanıştırmak için çağırınca uzaklaşmak zorunda kaldı. Ama aklı hala İlhan'daydı, dönüp dönüp bakıyordu.


Elif konuşmasını yapmaya başladı. Salondakiler bir yandan ellerindeki broşürlere bakıyorlardı. Okudukları şeylere tepki vermeye başlamışlardı ama Elif henüz durumun farkında değildi. Onların hayranlık içinde kendisini dinlediklerini zannediyordu. Broşürlerde bu pozisyonun ilk önce Oya'ya teklif edildiği, Elif'in de onun ayağını kaydırmak için bir karalama kampanyası düzenlediği yazıyordu. İlhan insanların tepkisini körüklemek için elinden geleni yaptı, başarılı da oldu. Elif, durumu anladığı zaman bunların iftira olduğunu, kendisine komplo kurulduğunu söyleyerek salonu terk etti.


Elif dışarıda kızgın kızgın yürürken Oya bir köşeye saklanmış, onu bekliyordu. Birden karşısına çıktı. Elif salonda olanların onun işi olduğunu anlamıştı. Oya'ya bağırıp çağırdı, onun bir psikopat olduğunu söyledi, tehdit etti. Kendisinden ne istiyordu, Elif ona ne yapmıştı ki?


Oya onun daha fazla atıp tutmasına izin vermedi. Kolunu tutup arkasına doğru kıvırdı. Kan testlerinin sonuçlarından söz etti. Elif'in onu zehirlediği ortaya çıkmıştı. Oya bunları açık ederse Elif bir gün bile doktorluk yapamazdı. Konuşmasını istemiyorsa onun sözünü dinlemeliydi. Merve'yi aramasını ve kendisinin öldüğünü söylemesini istedi.


Serhan evindeydi. Çok dalgın, çok üzgün bir haldeydi. Oya ile arabada yaptıkları son kavgayı, arabadan nasıl indiğini hatırladı. Yerinden kalkıp eşyaları sağa sola fırlatmaya başladı. Yerleri yumrukladı. Oya'nın kendisi arabadan inince nasıl çekip gittiğini düşündü. O sırada Merve kapısını çaldı. Serhan, bir süre sonra kalkıp açtı. Merve odanın haini görünce şaşırdı. Neler olduğunu sordu. Serhan ona kaybettiğini söyledi. Hayır, kimseye kötü bir şey olmamıştı, kimse ölmemişti. Bu, Merve ile konuşacağı bir şey değildi. Ondan üstüne gelmemesini istedi.

Merve ona Mila'yı da alıp Mehveş isminde birinin yerine gitmelerini önerdi. Serhan gezmeye gidecek havada değildi. Ama Merve ısrar etmeye devam edince az sonra teklifi kabul etti. Bir süre sonra, üçü beraber yola çıktılar.



Oya Serhan'ın annesi Betül Hanım'la konuştu. Ona yaptıklarının sebebini sordu. İnsan evladının dengesini niye bozmak isterdi ki? Betül Hanım Serhan'ın ailesine dönmesi gerektiğini söyledi. Evet, her ne kadar Serhan yüzüne bile bakmasa da onun hayatı hakkındaki kararları o veriyordu. Merve, Serhan için en doğru insandı. Belki Oya da iyi bir kadındı ama Serhan'ın yolu belliydi ve o yoldan çıkmasını istemiyordu. Oya, Serhan'ın onun gibi bir annesi olmasının tuhaf olduğunu söyledi. Belki de Betül Hanım Merve ile yaptığı suç ortaklığı bozulursa, onun yerini Oya alırsa oğlunun hayatına bu şekilde karışamayacağını düşünüyordu.

Oya ona bu konuşmaları Merve'ye aktaracağını bildiğini söyledi. Betül Hanım bunu kabul etti, elbette anlatacaktı. Oya, bunu yaparsa, kendisinin de Merve'nin oyunlarını Serhan'a anlatacağını söyledi. Bu durumda da kesinlikle ayrılırlardı. Betül Hanım bunun üzerine susmayı vaat etti. Ama Merve güçlü bir kadındı ve bunlardan haberi olmasa da Oya'nın hakkından geleceğini söyledi. Oya "Beni tanımıyorsunuz", dedi, "Ben Merve'nin bir üst sürümüyüm."


Aksak'lar yeşillikler içinde bir yere vardılar. Merve geçmişi hatırladı. Onu buraya ilk defa, flört ettikleri zamanlarda, Serhan getirmişti. Merve orada bir traktör görüp onu sürebileceğini söyleyince beraberce binmişlerdi. Önüne bir inek çıkınca paniğe kapılmıştı. Serhan direksiyonu çevirince bir saman yığınına çarpmışlar, üstlerin yağan samanların arasında gülüp eğlenmişlerdi. Merve hamileyken de buraya gelmişlerdi. Canı çok fazla erik istediği için Serhan ona erik toplamıştı. Mila bebekken de burayı ziyaret etmişlerdi.


Ve bugün de Mehveş onları sevinçle karşıladı. Gece olduğunda hala oradaydılar. Ev sahibi kalıp kalmayacaklarını sorunca aynı anda Serhan hayır, Merve de evet dedi. Sonra Serhan da kalmaya razı oldu.

Merve'nin durmadan telefonuna bakması Serhan'ın dikkatini çekmişti. Neye baktığın sorunca Merve gündemi takip ettiğini söyleyip onu şaşırttı. Aslında Oya'nın ölümü hakkında bir haber çıkıp çıkmadığına bakıyordu.

Merve saçlarına bant bağlarken Serhan onun çok eskiden de bunu yaptığını hatırladı.


Eski öğretmenleri, polise ifade verirken, Merve'nin Serhan'ın eski ve güvenli olanı seçmesi için çaba gösterdiğini söyledi. Merve Aksak eskiyi, Oya Toksöz yeniyi temsil ediyordu bu durumda. Ve Merve Serhan'ı geçmişe döndürerek, geçmişteki güzel anıları hatırlatarak kazanmaya çalışıyordu.


Kalacakları odaya geçtiklerinde. Serhan Merve ile aynı yatakta yatmak istemedi. Ayrı bir divanda yattı. O uyurken Merve'nin gözü hep telefondaydı. Hala Oya ile ilgili bir haber yoktu.

Oya evinde çok mutluydu. Karnını tutuyor, doğacak bebeğiyle konuşuyordu. Ona her şeyin çok güzel olacağını, iyilerin kazandığı bir dünyaya geleceğini söyledi. Ona çok iyi bakacaktı, ikisi hep mutlu olacaklardı. Bir yandan da mutluluktan ağlıyordu.


Mehmet Pelin'i görmeye geldi. Bahçede oturup konuşmaya başladılar. Pelin'in sıradaki taktiği, Mehmet'in bir süre geri çekilmesiydi. Şimdi Arzu'yu bir süre aramaması, uzak durması lazımdı. Mehmet hayatında biri varmış gibi davranmasının iyi olabileceğini söyleyince şiddetle itiraz etti. Başkasıyla takıldığı için bugün bu sorunlarla uğraşıyorlardı, değil mi? Mehmet ona hak verdi. Fakat geri çekilirse yaptıklarının işe yarayıp yaramadığını nasıl anlayacaktı? Pelin kendisinin bunu Arzu ile konuşarak öğrenebileceğini söyledi.

Taylan dışarıda Pelin'le Mehmet'i bir arada görünce şaşırdı. Yanlarında o olmadan ne konuşuyorlardı acaba, kendisini mi çekiştiriyorlardı?


Aksak ailesi eve döndükleri zaman Serhan, Merve'nin sorusu üzerine, daha iyi olduğunu söyledi. Mila ile beraber olmak ona iyi geliyordu. Merve'ye de desteği için teşekkür etti. Ama evde kalmak niyetinde değildi. Mila'nın kafasının karışmasını istemiyordu.

Merve Elif'i, onun kendisine Oya'nın öldüğünü haber vermesini düşündü. Haberlerde hala bu konuda bir şey yoktu.

O sırada Burcu ona mesaj attı. Bir süre mesajlaştılar.

Pelin Arzu'ya gitti. Yiyip içip sohbet ederlerken Arzu defalarca konuştukları konuları Mehmet'e bağladı. Ondan sık sık söz etti.



Merve Elif'in yanına giderken, Oya da bir jinekolog arkadaşına gidiyordu. Merve'nin derdi Oya'nın ölüp ölmediğinden emin olmaktı. Elif ona cesedin bulunamamış olabileceğini söyledi. Kendisi bir doktordu, bir sürü ölüm görmüştü ve Oya'nın öldüğünden emindi. Oya kendini öldürecek kadar gerizekalı ise yapacak ne vardı ki? Merve bir insanın hayatının son bulmasının ona hiç koymamasına şaşırmıştı.

Arkadaşı Melih, Oya'yı muayene etti. Ultrasonda bebeğin kalp atışlarını duydular. Oya bir kere daha mutluluktan ağladı.

Aynı anda bir yerde hayatın bitişinden, başka bir yerde yeni bir hayatın başlamasından söz ediliyordu. Merve Oya için "Buraya kadarmış. İşte gitti." derken Oya da bebeği için "İşte geldi." diyordu. Çok heyecanlı ve sevinçliydi. Arkadaşı bebeğin babasının nerede olduğunu sordu ama bu konuda konuşmak istemedi.


Mehmet'le Pelin buluştular. Pelin verdiği taktikler bu kadar işe yaradığı için övündü. Arzu onunla konuşurken iki lafın birinde Mehmet demişti ve bu iyi bir başlangıçtı. Mehmet'e göre bu iş tamamdı, Arzu kendisine aşıktı işte. Pelin aynı fikirde değildi. Sadece, durumları başlangıç olarak iyi idi. Arzu'yu Salı günü yapacakları kahvaltıda da gözleyecekti.


Merve site yönetiminden Orkun'la beraber kulübün bahçesine geldi. Edip onları gördü. O sırada kulübe gelen Serhan da öyle. Serhan Edip'e Merve'nin eskiden böyle biri olmadığını söyledi. Bir zamanlar eğlenceli ve iyi bir insandı. Sonra bir dönüşüm geçirmiş ve kendisi bunu fark etmemişti.


Edip onun aslında hiç değişmediğini düşünüyordu. Yine eğlenceliydi. Zehirli bir tarafı vardı ama yüksek bir mizah anlayışı da vardı. Çok zekiydi. Serhan Merve'nin tehlikeli bir zekası olduğunu söyledi. Ona güvenemiyordu. Edip'e göre Merve hırslı, ihtiraslı bir insan ve iyi bir savaşçıydı. Serhan geçmişte yaptıklarından dolayı ona kızıp kızmadığını sorunca, Merve'nin açısından baktığı zaman onu anladığını söyledi. Merve'ye kızmak kolaydı, ama Merve olmak zordu.



Serhan çıktıktan sonra Merve kulübe girdi. Edip'e Serhan'la ne konuştuklarını sordu. Edip erkek erkeğe dertleştiklerini söyledi. Ona Merve'ye olan duygularını anlatmıştı. Nasılsa boşanıyorlardı, değil mi? Merve bu sözlere büyük bir tepki gösterdi. Edip böyle paniğe kapılmamasını söyledi, biri görse gizli bir ilişkileri olduğunu zannederdi. Olamaz mı, dedi sonra da, Merve gece onun evinde kalmıştı, sohbet etmişlerdi. Kulübü kapatıp başbaşa oturmuşlardı. Merve "Biz diye bir şey yok" deyip giderken Edip, onun bu şekilde paniklemesinin hayra alamet olduğunu düşünüyordu. Merve kendisine doğru geliyordu.


Merve, Arzu ve Pelin geleneksel Salı kahvaltısında buluştular. Merve yine telefonuyla meşguldü, son dakika haberlerinde Oya'dan söz edilip edilmediğine bakıyordu. Pelin Arzu'ya son görüştüklerinde durmadan Mehmet dediğini hatırlattı. Arzu onun son yaptıklarından sonra aralarının daha iyi olduğunu söyledi. Nasıl olduğunu anlamamıştı ama Mehmet'te ciddi bir düzelme vardı. Enver'den özür dilemiş, Arzu'ya takdir sözleri söylemiş ve duyarlı hareketler yapmıştı. Pelin onu Mehmet'e bir şans daha vermesi için teşvik etmeye çalışırken Merve arada bir araya girip buna meyilli görünen Arzu'nun kafasını bulandıracak şeyler söylüuordu. Olaylardan sadece Burcu'yu sorumlu tutmak doğru değildi. Mehmet'in hiç mi suçu yoktu?


Merve neden eskilerden konuştuklarını sordu. Arzu'nun yeni bir erkek arkadaşı vardı, değil mi? Pelin Önder'i Arzu'ya hiç yakıştıramadığını söyledi. adam sünepenin tekiydi. İlk aşka sadık kalmakta fayda vardı, bunu Pelin'in hayatında görebilirlerdi. İkinci bahar falan hikayeydi onlar için, Arzu kendisini Mehmet gibi seven birini bulamazdı. Bir an önce ona dönmeliydi, fazla naz aşık usandırırdı.


Mehmet dükkana girdiği zaman yardımcısı ona yengenin yukarıda olduğunu söyledi. Gelenin Arzu olduğunu düşündü, taktikler nasıl da işe yaramıştı. Ama yukarıya çıktığı zaman karşısında Burcu'yu gördü. Burcu çok düşünmüştü, ikisi ayrı olmamalılardı, olamazlardı. Aşkları çok büyüktü. Kendine Mehmet'siz bir hayat kurması mümkün değildi, onsuz yaşayamazdı. Mehmet korkmasındı, kendisi, aralarındaki küçük veya büyük bütün engelleri kaldıracaktı. Onun her şeye cesareti vardı. Bu sözler Mehmet'i çok tedirgin etti. Biraz konuşmak, tam olarak ne demek istediğini anlamak istedi ama Burcu onu dinlemeden gitti. Taktik uygulamanın sırası değildi, bu acil bir durumdu. Hemen Arzu'yu arayıp uyarmalıydı.


Arzu telefonunu açmayınca Nilay'ı arayıp okuldan eve dönünce çilingir çağırmasını ve dış kapının anahtarını değiştirmesini istedi. Nilay bununla uğraşamayacağını söyledi, babasının paranoyakça davrandığını düşünüyordu.


Mehmet bu kez ofisi aradı. Arzu da, Enver de orada değildiler. Enver'in cep telefonunu istedi. Ona Arzu büroya gelince ondan gözünü ayırmamasını söyledi. Enver'in canına minnetti bu.

Mehmet Burcu'nun sözlerini bir daha düşündü. Duramadı, eve gitmeye karar verdi. Gidince hemen tanıdığı bir çilingiri aradı. Sonra evde dolaşmaya başladı, sağı solu kontrol etti. Çocukların fotoğrafına bakarken kendi kendine söylendi; rahat durmamış, güzelim hayatlarını berbat etmişti. Bir manyağı ailesine musallat etmişti. Oğlunun yatağına uzandı, bir süre sonra da orada uyuyup kaldı.


Arzu'nun arabası evin önündeydi, çünkü işe değil Merve ve Pelin'le kahvaltı yapmaya gitmişti. Burcu arabayı görünce onun evde olduğunu düşündü. Yine de geri dönmedi. Sessizce eve girip üst kata giden merdivenlerin bir kısmını çıktı. Evde hiçbir ses yoktu, Arzu uyuyor olmalıydı. Çocuklar da okulda olduğuna göre, planını uygulamanın tam zamanıydı.

Mutfağa girip ocağın bütün düğmelerini açtı. Havalandırmayı kapamayı da ihmal etmedi. Sonra çıktı. Mehmet yukarıda uyumaya devam ediyordu.



3 kadın kahvaltı masasında sohbete devam ediyorlardı. Pelin Arzu'ya, Mehmet'le bir araya geleceklerini hissettiğini söyledi. Arzu Oya'nın nerede olduğunu merak ediyordu.

Oya, Elif'in işe başladığı hastanenin müdürü Ömer Bey'le görüştü. Ona Elif'in yaptıklarını anlattı. Ömer Bey bunları Sağlık Bakanlığı'na bildirmesi gerektiğini düşünüyordu. Elif, resmen meslektaşını zehirlemişti. O sırada, çağırtmış olduğu Elif de odaya geldi. Arkası dönük olduğu için Oya'yı hemen tanıyamadı. Ömer Bey onun hastaneyle ilişkisini kesmek zorunda olduğunu belirtince bunların iftira olduğunu, Oya'nın kendi yerinde gözü olduğunu söyledi. Ama raporda her şey açıkça ortadaydı.

Elif Oya'ya yavaş sesle bunları kimseye söylememek için söz verdiğini hatırlattı. Ama Oya hiçbir zaman öyle yapmayı düşünmemişti. Elif'in doktorluğa devam etmesi başkalarının hayatının tehikeye girmesine yol açabilirdi.

Elif hırsından köpürdü ama yapabileceği bir şey yoktu.


Oya evinde kendi kendine düşünüyordu; Merve hortlak görünce ne yapacaktı acaba? Telefonu çaldı. Arayan İlhan'dı, onu merak etmişti. Bir kutlama yapıp yapmayacaklarını sordu. Oya Merve'nin hesabını kesmeye gideceğini söyleyince bunu yapmaması için neredeyse yalvardı. Onları bekleyen güzel şeylere odaklansalar daha iyi olmaz mıydı? Oya kendisini koruyabileceğini söyledi.

Kahvaltı masasında Pelin diğerlerine, kendisinin de Oya'ya ulaşamadığını söyledi. Merve "Tatile falan gitmiştir" dedi. Arzu ile Pelin artık kalkacaklardı. Pelin Merve'nin ojesini fark etti. Bu Esra'nın Oya'ya ve Arzu'ya da sürdüğü renkti. Pelin rengi beğenmeyip biraz daha açığını istemişti.

Merve de masadan kalktı. Pelin ona bir problemi olup olmadığını sorunca kafasının netleştiğini söyledi. Sorunun kaynağını bulmuştu. Bu sözler üzerine Pelin Merve'nin Serhan'a uyku ilacı verdiği geceyi hatırladı. İkisi konuşurlarken Merve'nin, aldatılması durumunda kadına çalışacağını, ona zarar vermeye uğraşacağını söylediğini hatırladı. Merve ona sesleniyordu ama bunlara dalıp gitmişti.

Oya telefonla Merve'yi aradı.

Derya, Başkomiser Kemal'e, hastaneden haber geldiğini söyledi. Sarmaşık vakası tanıkları uyandırılıyordu. Deliller arasında yer alan tırnağın Burcu'ya ait olduğu da belli olmuştu. Ve yeni bir bilgi vardı, pencereden düşüp ölen kişinin kafatasındaki çatlak düşme açısıyla uyuşmuyordu. Maktul düşmeden önce bir darbe almış olabilirdi. Kafatası çatladığına göre bunun güçlü bir darbe olması lazımdı.

Kemal Burak'la görüşmek istedi. Ona Taylan'da şiddet eğilimi olup olmadığını sordu ve olduğu cevabını aldı. Taylan'ın gözü döndüğü zaman içinden sanki bir canavar çıkardı.

Burak Kemal'in katilin Taylan olduğunu düşünüp düşünmediğini sordu.


Ufak Tefek Cinayetler 28. bölüm bu noktada 24 saat öncesine döndü. Taylan'la Berk evde boks çalışırlarken Pelin'in telefonuna bir mesaj geldi. Taylan mesaja bakmayı düşündü ama oğlu itiraz edince vazgeçti. Ama bir kere daha gelince baktı. Mesaj Mehmet'ten geliyordu. Pelin'e, söylediği gibi, aramadığını yazmıştı, ama mesaj da mı atmasındı? İnsan özlüyordu. Hafiften kuşkulanır gibi oldu. Daha sonra Pelin'in Mehmet'le yaptığı bir telefon konuşmasını duydu. Mehmet'e dikkatli olmaları, bir şeyi çaktırmamaları gerektiğini söylüyordu. Daha sonra Pelin Taylan'a ertesi gün Berk'i okula bırakıp bırakamayacağını sordu, kendisi kızlarla kahvaltıya gidecekti.

Taylan, o gece uyumakta zorluk çekti. Kafayı yiyecekti, Pelin sonunda onu katil edecekti. Sabahleyin dışarıya çıktığında Pelin'le Mehmet'i beraber görünce kuşkuları biraz daha arttı.


Sonra Mehmet'in yanına gidip ağzından laf almaya çalıştı. Pelin'le neler çeviriyorlardı ki? Arkadaşlık etmek için ne gibi bir ortak noktaları olabilirdi? Mehmet ortak paydalarının Arzu olduğunu söyleyince durumu anlar gibi oldu. Mehmet ona Pelin'in kendisine Arzu konusunda akıl hocalığı yaptığını söyledi. Kadınlardan anladığını sanırdı ama aslında öyle değildi. Taylan Pelin'in bu konuda süper bir tercih olduğunu söyledi. Aklına neler geldiğini belli etmedi. Mehmet'e Arzu ile ne durumda olduklarını sordu. Maç ortada, dedi Mehmet. Enver sıkı bir rakipti ama saha avantajı kendisindeydi.


Taylan eve gidince karısına sarılıp onu çok sevdiğini söyledi. Pelin'e deli oluyordu, ama bir gün kendisini aldatırsa, başka biri için terk ederse adamı öldürürdü. Pelin, kocasının kendisi için birini öldürebilecek olmasını çok tatlı bulmuştu.


Pelin, Merve'den ayrıldıktan sonra arabasına doğru giderken düşünüyordu. Merve her şeyin farkında mıydı yoksa? Niye harekete geçmemişti? Pelin'in Oya ile Serhan arasındaki ilişkiden haberi olduğunu biliyor muydu? Yok canım, bilemezdi. Oya nereye kaybolmuştu? Merve ona bir şey mi yapmıştı?

Eve gittiği zaman Taylan'la konuştu. Ona, kendisine yardım etmesi gerektiğini söyledi. Bilmemesi gereken bir şeyi biliyordu, belki birinden kurtulması gerekecekti. Aksi takdirde başı derde girebilirdi. Oya ortada yoktu, kıza kötü bir şey mi yapmıştı yoksa?

Bunları söylerken tam olarak neyi kastettiğini Taylan'a anlatmadı. Gidip birine söylemesinden korkuyordu. Çok fena bir durumun içine düşmüştü ve tek bir şansı vardı. Taylan bu şansın ne olduğunu sordu.

Burak doğru bir tahminde bulunmuştu. Başkomiser Kemal, olay günü pencereden düşüp ölen kişinin katilinin Taylan olabileceğini düşünüyordu.


Ufak Tefek Cinayetler 28. bölüm, bu sahneden sonra da 12 saat öncesine döndü. O saatlerde Oya Merve'yi aramış, kahvaltıdan dönen Arzu da eve girmişti. Girer girmez gaz kokusunu aldı. Çocuklarına seslenerek üst kata koştu. Orada Mehmet'i gördü, yerde baygın yatıyordu. Nefes almıyordu. Ambulans çağırdı.

Merve, Oya'dan gelen çağrıya önce cevap vermedi. Sonra da reddetti. Ama Oya hemen kafenin oradaydı. Korna çalarak Merve'nin dikkatini çekti. Merve şaşırmıştı. Oya onu bırakabileceğini söyledi. Arabadan şüphelendi ise, bu İlhan'ın arabasıydı. Merve arabaya bindi.


Kemal'le Derya, uyandırılmış olan Sarmaşık vakası şüphelileri ile konuşmaya hazırdılar. Hastaneye gittiler. Kemal durumda bir tuhaflık olduğunu fark etti.


Merve Aksak ile Oya Toksöz arabayla yola çıktılar. Oya her şeyi açık açık konuşmak istiyordu. Merve onunla bir iyilik savaşçısı, kanatsız bir melek olduğunu söyleyerek dalga geçti. Oya ona bir melek olmasını, uçup gitmesini gerçekten istediğini söyledi. Ama ölmemişti, buradaydı. Ne yaparsa yapsın, ölmüyordu. Merve "Maalesef" deyince sevindi, işte sonunda dürüst bir laf söylemiş, gerçekten ne hissettiğini açık etmişti.

Merve onun sözlerinden, gülmesinden rahatsız oldu. Sağa çekmesini söyledi, inecekti. Ama Oya daha yeni başladıklarını düşünüyordu ve durmaya niyeti yoktu. Hem Merve niye bu kadar korkuyordu ki? Birden güldü ve arabayı tehlikeli bir şekilde sürmeye başladı. Ters yöne geçti. Karşılarında bir araba olduğu halde dümdüz devam edince Merve atılıp direksiyonu çevirdi. Sonra inmek istediğini tekrarladı ama Oya kabul etmedi, açık açık konuşmadan bu arabadan inilmeyecekti.


Merve bunu kabul etti ve Serhan'la ne zaman tanıştıklarını sordu. Oya anlatmaya başladı. Sitenin koşu alanında tanışmışlardı ve ikisini birlikte görene kadar onun Merve'nin kocası olduğunu bilmiyordu. Merve bu kez, dürüstlük timsali Oya'nın Serhan'ın kim olduğunu anlayınca ne yaptığını bilmek istedi. Oya ondan hoşlandığı ama bir şey yapmadığı cevabını verdi. Geri çekilmişti. Hayır, Serhan da çekiciliğine dayanamayarak onun üstüne gelmemişti. İkisi birbirlerine aşık olmuşlardı. Ama uzun süre bu duyguya karşı direnmişler ve bir şey yaşamamışlardı. Fakat Serhan bir gün gelip Merve ile ayrılacaklarını söylemiş, "Biz bittik" demişti. Bu durumun Oya ile bir ilgisi olmadığını da eklemişti, karısıyla ilişkisi daha önce bozulmaya başlamıştı. Evet, bu yavan bir cümleydi ve başkası söylese Oya belki de inanmazdı. Ama Serhan gibi biri söyleyince insan ciddiye alıyordu.


Oya onların ilişkisinin bittiğine ve kimseye bir zarar vermeyeceğine inandığını söyledi. İnanmasa böyle bir ilişkiye girmezdi. Merve ona evli bir adamla beraber olduğunu hatırlattı. Vicdanını bunlarla mı rahatlatıyordu?

Oya, onun kendine ne söylediğini sordu. Bu kadın benim kocamla beraber, öyleyse ölmeyi hak etti mi diyordu? Kadının hayatını her yönden mahveder, sonra da canını alırım diye mi düşünüyordu? Merve cevap verdi: Oya her zaman fazlalık olmuştu ve şimdi de fazlalıktı. Varlığı da, yokluğu da hiç anlaşılmıyordu. Merve'nin yoluna rahat devam etmesi için onun gitmesi lazımdı.

Oya "Ben öldüreyim seni o zaman" diye cevap verdi. Böylece varlığı bir anlam kazanırdı, bir fark yaratmış olurdu. Ve gaza basıp arabayı yine kötü bir şekilde sürmeye başladı. Önlerindeki arabanın dibine kadar yanaştı. O ölebilirdi, Merve gibi anne değildi, olamıyordu da. Ruh sağlığı bozulmuş, kliniği kapatılmıştı. Serhan'la da arası bozuktu. Onun için fark etmezdi. Ama giderken Merve'yi de yanında götürecekti.

Bunları söyledikten sonra öndeki arabaları sollayıp yine gaza bastı. Tehlikeli hareketlere devam ediyor, bir sağa, bir sola geçiyordu. Merve telefonunu alıp polisi arayacağını söyleyince bunu yaparsa aniden frene basacağı cevabını verdi. Böylece en az 8 takla atarlardı ve bu iş bir anda biterdi.


Merve ondan sakince konuşmak için arabayı kenara çekmesini istedi ama Oya kabul etmedi. Yaşananları düşününce böylesinin daha iyi olduğuna inanıyordu. Merve bağırmaya başladı. Oya manyaktı. Onun kocasıyla yatıyordu ve bu yüzden her şeyi hak ediyordu. Yıllardır onun mağdur edebiyatından bıkmıştı.

Oya arabayı çok kötü biçimlerde sürmüştü ama ölümcül bir kaza yapmaya falan kalkışmazdı. Çünkü bebeği olacaktı ve bu yüzden çok mutluydu. Fakat Merve onun ölmeyi de hak ettiğini haykırarak direksiyona müdahale etti. Oya ona karşı koymaya çalıştı ama olmadı. Sonunda araba yoldan çıkıp kenardan aşağıya yuvarlandı ve takla ata ata indi.


Oya, devrilmiş arabanın içinde kendine geliyordu. Neler olduğunu hatırlayınca bebeği için korktu. Emniyet kemerini açmayı denedi ama başaramadı. Arabadan dumanlar çıkıyordu. Merve'ye seslendi fakat cevap alamadı. Nabzını kontrol etti. Yaşıyordu. Yardım çağırması gerekiyordu. Elini mümkün olduğu kadar arkaya doğru uzattı ama telefonunu bulamadı. Ağlamaya başladı.

O sırada Merve de kendine gelmeye başladı. Oya ona kemerinin açılıp açılmadığını sordu. Açmaya çalışırken yardım etti. Merve'nin kemeri açıldı. Kapısı da açılıyordu. Arabanın patlamasına fazla bir zaman kalmamıştı. Oya kemerini kesmek için yardım isteyince Merve ona boş boş baktı. Sonra arabadan indi. Arka kapıyı açtı. Oya kesici bir şeyler bulup bulamadığını soruyordu ama Merve bir tuhaftı. Hiç konuşmuyordu. Ön tarafa gelip Oya'ya bakmaya başladı. O çırpınıyordu, yardım istiyordu, araba az sonra yanacaktı.


Merve Aksak "Yapamam" dedi Ufak Tefek Cinayetler 28. bölüm sona ererken. Oya Toksöz şaşkındı, onun ne dediğini anlamıyordu.

"Olmaz Oya" dedi Merve sonra. "Her şeyi biliyorsun sen, söyleyeceksin herkese."

Onu yanmak üzere olan arabada ölüme terk etmeye karar vermişti.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mesajınız kısa bir süre sonra yayımlanacaktır.

The Picture of Dorian Gray (Dorian Gray'in Portresi) 1945

The Picture of Dorian Gray (Dorian Gray'in Portresi) 1945 ve 2009 yıllarında olmak üzere 2 kere çekilmiş bir film. Ben eski olanı ...