10 Aralık 2018 Pazartesi

Ufak Tefek Cinayetler 44. Bölüm: Yurtta Barış, Dünyada Barış!


Ufak Tefek Cinayetler dizisinin 43. bölümü biterken Kerim'in kamyonları yolda durdurulmuştu. Yollarına devam edebilmeleri için Serhan'ın onun hakkındaki şikayetini geri çekmesi gerekiyordu. Serhan'ın bunu yapmak için bir şartı vardı: Kerim ona Sarmaşık'a neden geldiğini, derdinin ne olduğunu anlatacaktı. Ufak Tefek Cinayetler 44. bölüm başlarken Kerim kararını verdi. Konuşmayacaktı. Evet, dünyanın parasını kaybedecekti ama hayatta paradan daha önemli şeyler de vardı. Serhan, zamanı gelince onun neden Sarmaşık'ta olduğunu öğrenecekti.




















Bu şekilde konuşurlarken Akbaş Kerim'i aradı. TIR'ların kapısını açmak durumunda kalmıştı. Görevliler etlerden numune almışlardı, sonuçların çıkması zaman alacaktı. Müşterileri de, malların hemen teslim edilemeyeceğini öğrenince siparişini geri çekmişti. Kerim ciddi bir kayba uğramıştı böylece.

Kerim Serhan'a bu raundu kazanmış göründüğünü söyledi. Ama maç daha bitmemişti. Serhan Aksak bu yaptığının hesabını verecekti. Arabasına binip gitmeden önce, onu mahvedeceğini söyledi.


Kerim bu olaydan sonra Erenköy'e, Merve'nin yanına gitti. Gelmemesi gerektiğini biliyordu ama kendini tutamamıştı. Merve onun iyi olmadığını fark etmişti. Bunun sebebini sordu ama Kerim olanlardan söz etmedi. Sonra Merve ona velayet savaşının başladığını söyledi. Kerim'le ufacık bir teması bile kızını kaybetmesine yol açabilirdi. Kerim artık buraya gelmeyeceğini söyleyerek giderken Merve yaptıkları için teşekkür etti.

Merve ve Serhan, avukatlarıyla beraber bir toplantı yapacaklardı. Toplantının amacı iki tarafın anlaşmasını ve konunun mahkemeye anlaşmalı boşanma olarak taşınmasını sağlamaktı. Özellikle çocuğun velayeti konusunda bir anlaşma sağlanması umuluyordu.  

Açılışı Merve'nin avukatı yaptı. Müvekkilinin üst üste ağır darbeler alarak mağdur edildiğini söyledi. Önce aldatıldığını öğrenmiş, bu ağır travmayı atlatamadan eşinin yasak bir ilişki yaşadığı kadından bir çocuğu olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştı. Müvekkilinin kadınlık onuru kırılmış, itibarı ayaklar altına alınmıştı. O bunları söylerken Serhan'ın avukatı araya girip müvekkilini savundu, ilişkisinin eşiyle boşanma davası sırasında yaşandığını söyledi.


Bir süre sonra Serhan'la Merve tartışmaya başladılar. Serhan, kendisi boşanmak istediği zaman Merve'nin işleri yokuşa sürdüğünü söyledi. Merve, evini, yuvasını dağıtmamak için çaba gösterdiği cevabını verdi. Bu yüzden suçlu sayılmazdı herhalde. Serhan'ın Merve'nin abisi yüzünden işini kaybetme noktasına geldiği, Merve'nin abisinin peşine düşüp onu hapse attırdığı günler gündeme geldi. 

Daha sonra Merve'nin avukatı, gösterdikleri sebeplere dayanarak, Mila'nın tam velayetinin annesine verilmesini istediklerini söyledi. Serhan'ın avukatları da aynı şeyi onun için istiyorlardı. Olayın asıl mağduru Serhan'dı. Ortada geçmişte görülen, ısrarla uzatılan ve kapanmak durumunda kalmış bir boşanma davası vardı. 

Aksak'lar yine atışmaya başladılar. Bağıra çağıra birbirlerini Mila ile yeterince ilgilenmemekle, ona kötü örnek olmakla suçladılar. Arabulucu konumundaki avukat onları yatıştırmaya çalıştı. Boşanma süreçleri yıpratıcı, aile mahremiyetini paramparça eden süreçlerdi. Serhan da, Merve de böyle yapmamalıydılar. Daha sakin ve ılımlı davranmak ikisinin de faydasına olurdu.


Daha sonra Serhan'ın avukatı, dinledikleri şeylerin geçmişteki davanın Merve Hanım'ın tehditleriyle kapanmak durumunda kaldığını gösterdiğini söyledi. Başka bir avukat da Merve'nin babayla kızının iletişimini isteyerek kestiğinin açıkça belli olduğunu ekledi. Merve'nin bu davranışını ileride de tekrarlamayacağının garantisi yoktu. Kızıyla yaşadığı evi satmış, okul döneminde onu yurt dışına çıkarmıştı. Mila defalarca taşınmış, otellerde yaşamış, evinden uzak kalmıştı. Bunlar bir yana, bir de Oya Toksöz meselesi vardı. Lise yıllarında, Merve ve diğer arkadaşlarının attığı iftiranın sonucunda ölümden dönmüştü. Bu olay Merve'nin karakteri hakkında çok net bir fikir veriyordu. 

Merve, bu konunun burada açılmasının yersiz ve alakasız olduğunu düşünüyordu. Avukatı da aynı fikirdeydi. Fakat Serhan'ın avukatına göre mahkeme, velayet hakkı talebini değerlendirirken bunu göz önünde bulunduracaktı. Arabulucu da böyle düşünüyordu. Merve'ye bu iddianın doğru olup olmadığını sordu. Merve, lise çağlarında yaptıkları bir hatanın mahkemeyi neden ilgilendireceğini sordu. Okul müdürü bir ceza vermiş, Serhan'ın zayıf kişilikli metresi de intihara kalkışmıştı. Bu kendisini bağlamazdı. Olayın üzerinden yıllar geçmişti. O zamanlar çocuktular, yaptıklarının böyle bir sonucu olacağını düşünememişlerdi. Ama suçlu değildiler. Bir suçlu aranıyorsa, cezayı veren müdür suçlanmalıydı.

Bundan sonra Serhan Merve'nin Oya'yı yanan arabada terk edip gittiği günden söz etti. Merve bir insanı ölüme terk etmişti. O zaman da mı çocuktu? Merve ona bir delili olup olmadığını sordu. Ne yapacaklardı böyle; davayı Serhan'ın metresinin iftirasıyla mı sonuçlandıracaklardı?


Serhan'ın söyleyecekleri bitmemişti. Merve'ye kendisini zehirlediğini hatırlattı. Bunu da inkar edemezdi herhalde. Üstelik kahvesine zehir koyduğunu kanıtlayabilirdi. Merve, bağırarak Serhan kendisini dinleseydi, sorduğu sorulara dürüst cevaplar verseydi bunların yaşanmayacağını söyledi. Hem Serhan bunun sonucunda ölmemişti ki, sadece baygınlık geçirmişti. 

Serhan'ın avukatı Merve'nin üzerinde halihazırda bir soruşturma olduğunu hatırlattı. Bu durum onun suça meyilli biri olabileceğini gösteriyordu. Üstelik bir hapis cezası alması ihtimali de söz konusuydu. 

Merve'nin avukatı soruşturmanın henüz sonuçlanmadığını söyledi. Müvekkili adına açılmış bir dava yoktu. Bir soruşturma vardı ve onun takipsizlik kararıyla sonuçlanacağını tahmin ediyorlardı. Bu işin boşanma davasına bir etkisi olmayacaktı.

Toplantının sonuna doğru arabulucu, amaçladıkları barışa kolay kolay ulaşamayacaklarının anlaşıldığını söyledi. Yeni bir yol önermek istiyordu. Tarafların mahkemeye sunmayı düşündüğü şahitler burada, bu toplantı ortamında dinlenebilirdi. Tanıkların duruşma salonunda yıpranmak yerine burada konuşması, sonuca burada varılması daha hayırlı olabilirdi. 

Serhan ve Merve bunu kabul ettiler.



Pelin ve Taylan Merve'nin lehine şahitlik yapacaklardı. Taylan bu işe bulaşmak istemiyordu. Pelin, soruşturmadan Merve'nin verdiği akıl sayesinde yırttıklarını hatırlattı. Onun yanında olmaları gerekiyordu. Taylan, bu durumda Serhan'ın  da karşısında olacaklarını söyledi. Ona bunu yapmak istemiyordu. Pelin, aslında onların arkadaşının Merve olduğu cevabını verdi. Serhan'ı sonradan tanımışlardı. Hem hiçbir çocuk annesinden ayrılmamalıydı. Berk'i Pelin'den ayırmaya kalksalar Taylan'ın hoşuna gider miydi?

Sonunda Taylan Serhan'ın aleyhinde konuşmayı kabul etti. Pelin ondan Mehmet'i de ikna etmesini istedi. 

Fakat Serhan bu konuda daha erken davranmıştı. Mehmet'le buluştuğu zaman ona hala kızgın olduğunu söyledi. Fakat karısını ele verememesini anlıyordu da. Onun diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyordu. Mehmet'e güveniyordu ve onun yardımına ihtiyacı vardı. Sonunda Merve ile boşanıyorlardı. Kendisi Mila'nın velayetini almak istiyordu. Çünkü Merve kızını ondan uzaklaştırıyor, görüşmelerini engelleyecek şekilde davranıyordu. Hayır, velayeti alıp da çocuğunu annesinden ayırmak gibi bir niyeti yoktu. Ama Merve'nin Mila'nın üstünde hukuki bir hakkı olmasını istemiyordu. Haklı olduğunu göstermek için de bir tanığa ihtiyacı vardı. Mehmet onun lehine tanıklık yapar mıydı?

Mehmet onu anladığını söyledi ve tanığı olmayı kabul etti. Toplantıya gelip bildiklerini anlatacaktı.


İkisi konuşurken Taylan da Mehmet'in iş yerine gelmişti. Tam onu bulamadığı için çıkmak üzereyken Mehmet dükkana geldi. Taylan önce Pelin'le kendisinin soruşturma sırasında olanlar hakkında açıklama yapmaya çalıştı. Pelin'le kendisi, biraz da köşeye sıkışınca Arzu ile ilgili olumsuz şeyler söylemek durumunda kalmışlardı. Söylediklerinin hepsi de yalan sayılmazdı gerçi. Mehmet bu işi polise bıraktığını söyledi. Artık önüne bakıyordu. Bunları konuşmalarına gerek yoktu.

Onun bu tavrı Taylan'ı rahatlatmıştı. Asıl konuşmak istediği konuyu açtı. Ertesi günkü toplantıda Pelin ve kendisiyle beraber Merve'nin yanında durmasını teklif etti. Mehmet bu teklifi geri çevirdi. Serhan'la daha yeni konuşmuş, ona söz vermişti. Doğrusunun da bu olduğunu düşünüyordu. Serhan ikisinin de arkadaşıydı. Taylan ona hak verdiğini söyledi. Ama öte yandan, asıl arkadaşları Merve idi. Mehmet de, Arzu vasıtasıyla, Serhan'dan önce Merve ile tanışmıştı. Arzu hayatta olsaydı Merve'nin yanında yer alırdı herhalde.

Bu bakış açısı Mehmet'i düşündürdü. Ama öte yandan, Serhan'ı da iyi anlıyordu. Bir baba olarak çocuğundan ayrı kalmak istememesi doğal bir şeydi. "Haklısın." dedi Taylan. Ama gelişme çağındaki bir çocuğun en büyük ihtiyacı da anneydi. 

Mehmet de ona hak verdi. "Ne yapıcam ben?" diye düşünmeye başladı.


Burcu düğün hazırlıklarına başlamıştı. Emre'ye "Serhan'ı düğüne çağırmalı mıyız?" diye sordu. Onu çağırırlarsa Oya'yı da çağırmaları gerekecekti. Bir yanda da Merve vardı. Merve ile Serhan'ın arası çok bozuktu. Bir taraf seçmeliydiler. Ya Oya ile Serhan'ı, ya Merve'yi davet etmeliydiler.

Burcu'nun, savaş onlara da sıçrarsa ne tarafta olmaları gerektiğini sorması üzerine Emre "Merve" cevabını verdi. Bir süredir ortalarda olmayabilirdi ama Emre onun kazanacağından emindi. Kasa her zaman kazanırdı.

Serhan Oya'dan da kendi lehinde şahitlik etmesini istedi. Oya bunu kabul etmedi. Onun içine  girdiği savaşı doğru bulmuyordu. Ona göre Merve ile Serhan itişip kakışmak yerine uzlaşmalı idiler. Bu durumda Serhan'a yardım edemeyecekti. 

Şahitlerin de katılacağı toplantı başladığında Pelin'le Taylan sözleştikleri gibi Merve yararına ifade verdiler. Hayır, çiftin arasında uzun süredir devam eden bir kopukluk falan yoktu. Oya Toksöz gelene kadar örnek bir çifttiler. O geldikten sonra evlilikleri çatırdamaya başlamıştı. Taylan karısı kadar kesin konuşmadı. Serhan'ın ilişkisinden söz etmeyi sevmeyen biri olduğunu söyledi. Dışarıdan göründüğü kadarıyla sorunları olmayan, uyumlu bir çifttiler. İkisi de Merve'nin çok iyi, ilgili bir anne olduğunu söylediler. Bu konuda Mehmet de benzer bir ifade verdi. 

Sıra Serhan'ın babalığından söz etmeye gelince Pelin onun yoğun çalışan bir iş adamı olduğunu söyledi. Kızına biraz zaman ayırıyordu ama yeni bebek gelince durum değişmeye başlamıştı. Taylan da iş gezileri, Deniz'in doğumu derken Serhan'ın Mila'ya ilgisinin azaldığını söyledi. Mehmet ise onlara katılmadığını ifade etti. Ona göre Serhan Aksak çok iyi bir babaydı ve Mila burada yaşarken çocuğuna yeterince zaman ayırırdı. Onunla ilgilenmediği doğru değildi.

Daha sonra Merve'nin Serhan'ı zehirlemesi olayı gündeme geldi. Mehmet Serhan'ın bu olayı ucuz atlattığını söyledi. Merve'nin kahvesine koyduğu ciddi miktardaki ilaç kendinden geçmesine sebep olmuştu. 

Fakat ortada bu konuyla ilgili bir doktor raporu, görüşü yoktu. Serhan'ın baygınlık geçirmesinin başka bir sebebi de olabilirdi.

Toplantının sonunda, eldeki verilere göre velayeti yüksek ihtimalle Merve'nin alacağı kanısına varıldı.


Serhan daha sonra Oya'nın evine gitti. Olanları anlattı. Morali bozuktu. Pelin'le Taylan karşısına geçip yalanlar söylemişlerdi. Davayı Merve kazanacak ve bir daha kızını ona göstermeyecekti. Oya çok üzgün olduğunu söyledi. Serhan ona neden gelmediğini, neden kendisine yardımcı olmadığını sorunca bir kadını anneliğinden vurmanın çok alçakça bir şey olduğunu düşündüğü cevabını verdi. Bunun üzerine Serhan "Ben alçak mıyım?" diye sordu. Onun babalık hakları yok muydu? Anlamıştı, Oya ona yardım etmeyecekti. Ona kızmıyordu. Nasıl biliyorsa öyle yapmasını söyledi. 

Serhan oradan çıktığında Oya'yı görmeye gelmiş olan Şebnem'le karşılaştı. Diş buğdayı partisine geldiği, Oya'yı yalnız bırakmadığı için teşekkür etti. Şebnem hakkında önyargılı düşünmüştü. O haklı çıkmıştı, Merve velayeti almak istiyordu. Oya yardımcı olsa, bildiklerinin yarısını anlatsa Serhan'a büyük faydası olurdu. Ama onu ikna edemiyordu. Şebnem, onunla konuşurken, Oya'nın nelere tepki gösterdiğini anlamıştı. Serhan'a onunla bir de kendisinin konuşacağını söyledi. Kendi çıkarlarına, hesaplarına uygun bir şekilde konuşacaktı aslında tabii.

Oya ile sohbet ederken ona bir şey anlatmak istediğini söyledi. Bu konu Oya'yı üzecekti, o yüzden tereddüt ediyordu ama bir yandan da bilmesi gerektiğini düşünüyordu. Sitenin kadınlarının Deniz'in diş buğdayına neden gelmediklerini öğrenmişti. Merve Oya'nın Serhan'ı oğlunu göstermemekle tehdit ettiğini, hatta zehirlemeye kalktığı yalanını yaymış; insanlar da ona inanmışlardı. 

Oya duyduklarına çok sinirlenmişti. Hırslanmıştı. Merve'ye gününü gösterecekti.


Böylece, toplantıya katılmaya karar verdi. Orada Merve'nin yıllar önce üzerine bir iftira attığını, bundan dolayı intihara kalkıştığını anlattı. Ölmemişti ama yıllardır bu olayın travmasıyla yaşıyordu. İlaç meselesine gelince, evet, bu gerçekten yaşanmıştı. Merve Serhan'a ilaç vermişti. Bunu bir hekim olarak söylüyordu. Ayrıca olaya bizzat şahit olmuştu. Bundan daha fena bir şey de vardı. Merve onu ortadan kaldırmak istemişti. 

Oya bu olayın hikayesini anlattığı zaman toplantıya katılanlar inanmakta zorluk çektiler. Çok etkilendiler. Diğer konularda yüksek sesli, şiddetli tepkiler veren, konuyla dalga geçen Merve bu kez başını önüne eğdi ve sessiz kaldı. 

Bu, mahkemede Merve'nin ruh sağlığının sorgulanmasına yol açacak korkunç bir olaydı. Bunu öğrendikten sonra Mila'nın velayetini Merve'ye vermeleri mümkün değildi. 



Taylan Berk'le birlikte sinemaya gitmek için evden çıkarken site sakinlerinden biriyle karşılaştı. Adamla konuşurken onun Pelin'i geçen ay, evlilik yıldönümlerinde marinada gördüğünü öğrendi. O gün restoranda otururlarken Pelin Deniz'in çok ağladığını, Oya'ya yardım etmesi gerektiğini söyleyerek onun evine gitmişti. Taylan öyle sanıyordu. Adamla konuştuktan sonra sinema işini erteleyerek bir şeyler öğrenmek için Oya'ya gitti.

Oya evde yoktu. Taylan bebeğin bakıcısıyla konuştu. Onun 6 Kasım'da izinli olmadığını, işinin başında olduğunu öğrendi. Belli ki karısı ondan bir şeyler saklıyordu. Evine gidince kendi yardımcılarına da son zamanlarda evde, Pelin'de dikkatini çeken bir tuhaflık olup olmadığını sordu.

Kerim o sırada Kadıköy'de idi. Merve ile yıllar önce, sevgili iken gittikleri Baylan Pastanesi'ne gitti. Geçmişi düşünerek o zamanlar oturdukları masaya oturdu. Merve ile yedikleri kup griye tatlısından söyledi, bir tane de Merve'ye gönderdi. Ona telefon edip  tatlıyı karşılıklı yemeyi teklif etti. Konuşurken hatırını da sordu. Keyifsiz olduğunu fark etmişti. Merve, Mila'yı kaybetmekten korktuğundan söz etti. Geçmişte bazı şeyler yapmak zorunda kalmıştı, şimdi bunları ona karşı kullanıyorlardı. Psikolojisinin bozuk olduğunu, velayeti alamayacağını söylemişlerdi.

Merve bunları anlatırken ağlıyordu. Kerim onun haline üzülmüştü. Yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu. Merve'ye sakin olmasını söyledi. Elinden bir şey gelip gelmeyeceğine bakacak, yardımcı olmaya çalışacaktı.


Serhan sitenin kulübünde yemek yiyordu. Kerim de oraya gitti. İçeriye girerken barmenle işaretleştiler, belli ki aralarında bir anlaşma vardı. Serhan onun bilardo oynama teklifini kabul etti. Oyun sırasında lafı kasıtlı olarak Oya'ya getirdi. Serhan konuyu kapatmasını, onun adını ağzına almamasını istedi ama o devam etti. Bu sırada barmen telefonuyla bu olanları videoya çekmeye başlamıştı.

Kerim Oya'nın icabına bakacağını, onu paramparça edeceğini söyleyince Serhan çileden çıkıp ona saldırdı. Bir yumruk attı. Çevredekiler müdahale edip kendisini durdurmaya çalışırken yüksek sesle tehditler savurdu. Böylece Kerim amacına ulaşmıştı.

Bir sonraki toplantıda Merve'nin avukatı bu videoyu oradakilere gösterdi. Bu olayın Serhan'da bir öfke kontrol sorunu olduğunu gösterdiğini söyledi. Bu görüntüleri mahkemeye sunduklarında müvekkili Merve Hanım kızının velayetini kolayca alabilecekti. 

Serhan'ın bu olay hakkında söyleyeceği bir şey yoktu. Bir an kendini kontrol edememiş, yapmaması gereken bir şeyi yapmıştı. 

Bu durum dengeleri değiştiriyordu. Arabulucu da velayeti Serhan'ın almasının çok zor olduğunu söyledi. 



Merve Pelin'i Erenköy'deki eve çağırdı. Velayeti alacağını düşündüğü için keyfi yerindeydi. Pelin'e desteği için teşekkür etti. 

Merve kek getirmek için mutfağa gidince Pelin masanın üstünde bir giyotin (puro makası) gördü. Onu son geldiğinde masanın üstüne Kerim koymuş, giderken de almayı unutmuştu. Pelin Merve'ye makası gördüğünü söylemedi. Serhan'ın buraya gelip gelmediğini, evin sahibi olan kuzeninin erkek olup olmadığını sorarak bir şeyler anlamaya çalıştı. 

Şebnem Sarmaşık'taki kulübe geldi. Kerim'i görünce gidip yanındaki yerin boş olup olmadığını sordu. Kerim boş olduğunu söyleyince oturdu. Mekanı beğendiğini söyledi. Sonra kendini tanıttı. Soyadının Aksak olması Kerim'e enteresan gelmişti. Aksak'ları duymak bir yana, burada onların diktası altında yaşadıklarını söyledi. O da kendini tanıttı. Şebnem ismini bildiğini söyledi, büyük evin sahibi olarak söz ediyorlardı ondan. Bir de, insanların çekindiği biriydi. Namı Şebnem'in kulağına kadar gelmişti, insan ister istemez merak ediyordu. 

Bu sırada Pelin de kulübe geldi. Barmene Taylan'ın gelip gelmediğini sordu. Burada buluşmak için sözleşmişlerdi. Ama ortada yoktu ve telefonu da kapalıydı. Kerim selam verince pek memnun olmadı ama karşılık verdi. "Hanımefendi arkadaşın mı?" diye sorunca Kerim yeni tanıştıklarını söyledi. Şebnem'in soyadının Aksak olduğunu duyunca Pelin de şaşırdı. İki kadın konuşurlarken Kerim ceplerinde bir şey aramaya başladı. Pelin'in sorusu üzerine giyotinini aradığını söyledi. 

Pelin'in aklı hızla çalışmaya başladı. Merve'nin yaşadığı evde gördüğü puro kesiciyi hatırladı. Geçmişte yaşanmış bazı olayları, Kerim'in Sarmaşık'ta hep beraber yemek yerlerken söylediği şeyleri düşündü. Bu sırada öyle bir dalıp gitti ki Kerim'le Şebnem'in söylediklerini doğru dürüst duymadı. Taylan'ın geldiğini görünce onların yanından ayrıldı.

Pelin, Kerim'le Merve'nin arasında bir şeyler olduğunu anlamıştı. Taylan'la bir program yapmışlardı ama acil bir işi çıktığını söyledi. Oya'ya gitmesi lazımdı. Bu durumun kocasında nasıl bir çağrışım yarattığının farkında değildi. Taylan, kulüpten hızla çıkan Pelin'in arkasından gidecek gibi oldu ama bir adam seslenince orada kaldı.


Pelin zaman kaybetmeden Oya'ya gitti. Kerim hakkında bir şeyler bulmuş olabileceğini söyledi. Heyecanla, hızla gelmişti ama aklından geçenleri anlatacakken durakladı. Fakat Oya kendisinin de onun bazı sırlarını bildiğini hatırlatınca çözüldü. Kerim'in Merve için burada olduğunu düşündüğünü söyledi. İkisinin arasında önceden duygusal bir ilişki vardı. Bu ilişki şimdi de devam ediyordu, hatta şimdi daha da fazlası olduğunu tahmin ediyordu. Bu yüzden de ortak bir geçmişleri olduğunu herkesten saklamışlardı. 

Oya bu bilgiyi nereden aldığını sorunca Pelin puzzle yapar gibi, parçaları birleştirerek bu sonuca vardığını söyledi. Oya "Bu bilgi Serhan'a velayeti aldırır." dedi. Pelin'e göre ise dünyayı yerinden oynatacak bir bilgiydi bu. Oya'ya bunu Serhan'a söyleyip söylemeyeceğini sordu. Oya bundan emin olmadığını söyleyince şaşırdı. Bir an önce bunu söylemeli, adama destek olmalıydı. Önce Serhan'ın aleyhine şahitlik yapmıştı, şimdi de Merve'ye büyük zararı olabilecek bir şeyi ifşa ediyordu ama toplantıda öyle yapmaya mecbur kalmıştı. 

O sırada zil çaldı. Bakıcı kapıyı açmaya giderken Oya Pelin'den bu meselenin dışında kalmasını istedi. Onun kimseye Kerim'le ilgili bir şey anlatmasını istemiyordu. Serhan da bunu öğrenecekse Oya'dan öğrenmeliydi. 

Gelen Serhan'dı. Pelin'i görünce soğuk davrandı, toplantıda söylediği şeylerden ötürü sitem etti. Pelin fazla durmadı. O gidince Serhan Oya'ya burada ne işi olduğunu sordu. İkisi bu aralar fazla samimi olduğu için soruyordu bunu. Tam da Serhan'ın arkasından yalancı şahitlik yaptığı sırada Oya'nın yanında ne işi vardı? 

Oya Pelin'in öylesine, bir şey söylemek için uğradığını söyledi. Serhan konunun ne olduğunu sorunca bunu daha sonra konuşmayı teklif etti. Sonra velayet toplantısını sordu. Serhan toplantının kötü geçtiğini söyledi. Sonuncu toplantıydı bu ve hepsinin içinde en kötüsüydü. 


O sırada Şebnem ve Kerim kulüpte içki içip sohbet etmeye devam ediyorlardı. Şebnem erkeklerin bakılmaktan, kollanmaktan hoşlandıklarını söyledi. Onun için sorun değildi bu, erkeğine memnuniyetle bakardı. Kerim bunun insanın sevgilisine annelik yapması gibi bir şey olduğunu düşündüğünü söyledi. Ama onun kendini değerli hissetmek için böyle davranışlar görmeye ihtiyacı yoktu. Tersine, ilişkinin içindeyken değer vermeyi, korumayı, kollamayı seviyordu. Şebnem erkeklerin çocuk ruhlu olduklarını düşünebilirdi ama kendisi öyle biri değildi ve yetişkin olmaktan da mutluydu. Karşısındaki kadının da yetişkin gibi davranmasını isterdi. Sevgilisi onun yanında kendini bırakabilirdi ama hayatın karşısında zayıf davranmak mide bulandırıcıydı. 

Şebnem, onun gibi erkeklerin soyunun tükenmiş olduğunu düşündüğünü söyledi. Ama öyle değildi demek ki. İçkiden dolayı konuşması peltekleşmeye, dengesi hafiften bozulmaya başlamıştı. Kerim'in yüzündeki bereleri fark etmişti. Ona yaklaştı, eliyle onun yüzünü tutup ne olduğunu, acıyıp acımadığını sordu. Sonra kendini toplayıp geri çekildi. Kerim bu konunun ortalıkta konuşulduğunu söyledi. Yakında Şebnem'in de kulağına gelirdi. 



Serhan'la Oya'nın sohbeti de devam ediyordu. Serhan, Mila'yı göz göre göre kaybetmekte olduğunu söyledi. Evet, dava daha görülmemişti ama her şey onun aleyhindeydi. Karşı atak yapabilmek için bir şey bulması lazımdı. Kerim'in kendisiyle ne derdi olduğunu anlamıyordu. Adam kafayı ona takmıştı. Kulüpte bilerek kavga çıkarmış, Serhan da salak gibi onun tuzağına düşmüştü. 

Oya Pelin'in Kerim'le Merve hakkında söylediklerini ona anlatıp anlatmayacağına karar verememişti. Serhan, kafasını dağıtmak için Mehmet'le buluşup bir şeyler yapacağını söyleyerek kalkarken Oya'ya kendisine bir şey mi anlatmak istediğini sordu. Onun huzursuzluğunu fark etmişti. Oya bir şey olmadığını söyleyince "Emin misin?" dedi. Geçen seferki gibi olmasındı yine? Oya emin olduğu cevabını verdi. Serhan'ı çıkıp eğlenmeye teşvik etti. 

Mehmet'le Serhan bir meyhanede buluşup yemek yiyerek sohbet etmeye başladılar. Mehmet çocukları için yeni bir başlangıç yapmak istediğini söyledi. Mal varlığını nakde çevirmek niyetindeydi ve bu konuda Serhan'a danışmak istiyordu. Serhan ona istediği zaman gelebileceğini söyledi. Ertesi gün boştu, o zaman olabilirdi mesela.

Konuşurlarken Mehmet bir yandan saatine ve kapıya bakıyordu. Taylan'ı bekliyordu, aralarının düzelmesi için, Serhan'a söylemeden onu da davet etmişti.  Taylan'ı gören Serhan'ın ilk tepkisi masadan kalkmak oldu. Fakat sonra Mehmet'i kırmayıp gitmekten vazgeçti. Mehmet Serhan'ın haklı olduğunu söyledi fakat Merve de onların eski arkadaşıydı, değil mi? Belli ki Pelin'i bir şekilde ikna etmişti. Taylan da durumun aynen böyle olduğunu söyledi. Sonuçta günün sonunda yanında sadece Pelin oluyordu, ona uymayıp da ne yapsındı? Bir süre böyle tartıştılar. Sonra Taylan, Serhan isterse gidebileceğini söyledi. Serhan böyle bir şey söylemedi. Üçü masada oturup sohbete devam ettiler.


Bir süre Serhan'la Oya'nın ilişkisinden, nereden nereye geldiklerinden söz ettiler. Serhan Oya'ya ilk aşık olduğu zamanlardan söz etti. O sıralarda hep Oya'yı düşünüyor, onun hayaliyle dalıp dalıp gidiyordu. Her fırsatta onun yanına gitmenin yollarını arıyordu. Oya bir ıslık çalsa dağları tepeleri aşıp onun yanına giderdi, ona karşı duyguları öyle güçlüydü.

Serhan'la Mehmet farkında değildiler ama bu konudaki muhabbetleri Taylan'ın aklına durmadan Pelin'in davranışlarını getiriyordu. Verilen örnekler karısının son zamanlardaki halleriyle, yaptığı şeylerle fena halde örtüşüyordu. Birden masaya vurdu ve "Pelin beni aldatıyor!" dedi. Sonra, şaşkın haldeki arkadaşlarının durdurma çabalarına aldırmadan, herhangi bir açıklama yapmadan fırlayıp evine gitti.

Eve girince ilk iş olarak karısına seslendi ama bir cevap alamadı. Koşar adımlarla yatak odalarına çıktı. Pelin orada da değildi. Bu saatte nerede olabilirdi ki?

Taylan, Berk'in odasının kapısını açtığında, Pelin'in oğlunun yatağında, onunla beraber uyuyakalmış olduğunu gördü. Aklından neler geçmişti oysa. Şimdi rahatlamıştı ama kuşkularından kurtulmuş değildi. Pelin'in telefonunu açmaya çalıştı. Takılarını, eşyalarını karıştırdı. Şüphe ve endişeden perişan bir haldeydi. Sonunda evin içindeki merdivenlere yığıldı. Karının neden yalan söylediğini, 6 Kasım'daki evlilik yıldönümlerinde yanından kalkıp nereye gittiğini bilmek istiyordu. Kesin hayatında biri vardı. Ve Taylan onun kim olduğunu bulacaktı.




Emre de sıkıntılıydı o sırada. Uyuyamamıştı. Yataktan kalkıp aşağıya indi. Kanepeye oturup "Gerçekten evleniyor muyum ben?" diye düşünmeye başladı. Sehpanın üstünden bir davetiyeyi alıp baktı, sonra davetiye yığınına vurup yere düşürdü. Huzursuz ve mutsuz görünüyordu. Gidişattan hiç memnun değildi.

Serhan iş yerine gelen bir evraka bakarken "Ah Kerim, yaktın beni!" diye düşündü. Kulüpte ona saldırmasıyla ilgili bir evraktı bu herhalde. Ardından Halil diye birini arayıp çok acil olarak Kerim Adil Sağlam hakkında bir araştırma yapmasını istedi.

Az sonra Mehmet Serhan'ı görmeye geldi. Bütün yatırımlarını nakde çevirme planına evini satarak başlamıştı, bundan sonrası için bir uzmanın görüşüne başvurmak istiyordu. Serhan onu çok güvendiği bir danışmanla, Serap Hanım'la tanıştırmayı buluşturmayı teklif etti. Mehmet onun aklının başka yerde olduğunu fark etmişti. Nesi olduğunu sorunca Serhan Kerim'den, onun sürekli üstüne geldiğinden söz etti. Bu sorunu bir şekilde çözmesi gerekiyordu. Adam Sarmaşık'a geldiğinden beri onunla uğraşıyordu.

Bunun üzerine Mehmet ona hak verdiğini belirtti ve Kerim'in öğrencilik yıllarında kullandığı üstü açık, kırmızı arabaya çarpmasından söz etti. Serhan'ın bu konudan daha yeni haberi oluyordu. Çok şaşırmıştı. Betül Hanım'ı aradı ve onun arabayı Merve'nin isteği üzerine Sarmaşık'a gönderdiğini öğrendi. Epey zaman önce olmuştu bu. Merve Serhan'ın bu konudan haberi olmamasını istemişti. Sonra araba bir şekilde pert olmuş ama Merve onu tekrar tamir ettirmişti. Şimdi Ada'daki garajda duruyordu.

Serhan telefonu kapatınca "Bu sefer yakaladım onu!" dedi. Belki buradan bir şey çıkardı. Kerim'i mala zarar vermekten şikayet edecekti. Daha sonra bu konuyu Kerim'i araştırmasını istediği Halil'le konuştu. O da bir şeyler bulmuştu.

Araştırmanın sonuçlarına göre Serhan'ın arabasına çarpmak Kerim'in ilk vukuatı değildi. Gençliğinde de defalarca yaralama ve şiddet olaylarına karışmıştı. Oldukça kabarık bir sicili vardı. Hatta yakın geçmişte de bir davası olmuş, cezası, 5 yıl içinde başka bir suç işlememesi koşuluyla ertelenmişti. Şimdi onu başkasının malına zarar verdiği için şikayet ederlerse cezaevine girerdi.

Daha sonra, 2019'daki mahkemede Burak, daha velayet davası görülmeden olayların patlamaya başladığını, Oya da; o daha Kerim hakkında öğrendiklerini Serhan'a söyleyip söylememeye karar veremeden kıyametin koptuğunu söyleyecekti. Sarmaşık'ta büyük bir skandal patlamak üzereydi. Kimse bu kadarını beklemiyordu.

Serhan Kerim'i arabasını bile isteye parçaladığı için şikayet etti ve kamera görüntülerini de teslim etti. Sarmaşık sakinleri karakola gidip ifade verdiler. Olayın bir kaza olmadığını söylediler. Kerim kırmızı arabaya kasıtlı olarak defalarca çarpmış, sonra da çekip gitmişti.


Kerim de Emniyet'e çağrıldı tabii. Arabaya vurduğunu kabul etti. Bunu Serhan Aksak'la arasındaki bir ihale rekabeti yüzünden yaptığını söyledi. Araları gergindi. Sinirlerine hakim olamamış, hıncını arabasından çıkarmıştı. Dışarıya çıktıkları zaman avukatı durumun hiç iyi görünmediğini söyledi. Kerim hapis cezası alabilirdi. Bu işin buradan dönmesinin tek bir yolu vardı; Serhan'ın şikayetini geri alması.

Kerim daha sonra, sitedeki kulüpten çıkarken bir kere daha Şebnem'le karşılaştı. Kötü bir gün geçirdiğini söyleyince Şebnem onu bırakmak istemedi. Bir şeyler içmeyi teklif etti. Kerim olumlu cevap verdi.

Şebnem sonra bunları Merve'ye anlattı. Serhan'ın şikayeti yüzünden adam hapis yatacaktı. Bu arada Kerim'in TIR'larının durdurulmasından ve Serhan'la kavga ettiklerinden de söz etti. Merve şaşırıp kalmıştı, bu olayların hiç birinden haberi yoktu. Şebnem'den her şeyi detaylı olarak anlatmasını istedi.

O sırada Serhan da Kerim'e gitmişti. Kerim'in ona verecek bir cevabı olduğunu düşünüyordu. Kerim böyle bir şey olmadığı cevabını verdi. Serhan onu yeteri kadar zor duruma düşürmüştü, şimdi de içeri tıktırmak istiyordu. Hırsı bir türlü bitmiyordu. Serhan çocuğunu kaybetmek üzere olduğunu söyledi. Velayeti elinden gidiyordu. Bu yüzden Kerim ona cevap vermeli, neden burada olduğunu söylemeliydi.


Aynı anda Şebnem de Merve'ye, Kerim'in, başına gelen onca şeye rağmen tek kelime etmediğini anlatıyordu.

Kerim tekrarladı; Serhan onun ağzından tek bir kelime bile alamazdı. Serhan ona TIR'larını kaybettiğini, para kaybına uğradığını, şimdi de hapiste yatacağını söyledi. Yine de kendisine cevap vermiyordu. Öyle ise bunun bedelini ödesindi.

Şebnem Kerim için üzülüyordu, kim bilir kaç yıl yatacaktı içeride. Merve bunun bir çaresi olması gerektiğini söyleyince tek çarenin Serhan'ın şikayetinden vazgeçmesi olduğunu söyledi.

O sırada Serhan da Kerim'e Bana bir cevap ver, her şey bitsin." diyordu. Kerim bunu yaparsa o da şikayetini geri alacaktı. Kerim bir kere daha olumsuz cevap verdi. Konuşmayacaktı. Serhan ne yaparsa yapsın, çözülmeyecekti.

Merve'nin gözleri yaşlarla dolmuştu. "Bunu ona yapamıycam." deyip telefonunu eline aldı. Serhan'ı arayıp Kerim'i rahat bırakmasını istedi. Onun Sarmaşık'a gelmesinin Serhan'la ilgisi yoktu.

Kerim "Sakın Merve, sakın!" diye mırıldanırken Merve Serhan'a onun kendisi için geldiğini söyledi. İkisinin arasında geçmişten gelen bir şey vardı. Eskiden sevgili idiler.


Merve, Serhan'dan şikayetini geri almasını istedikten sonra telefonu kapattı ve ağlamaya başladı. Şebnem bunları Serhan'a söyleyerek velayeti sonsuza kadar ona verdiği için Merve'yi tebrik etti. Merve ona bilmediği çok şey olduğunu söyledi. Kerim'e bir kere daha bunu yapamazdı.

Serhan böylece Kerim'in Merve'yi korumak için sustuğunu öğrenmişti. "Sen Oya için yapmaz mıydın?" diye sordu Kerim ona. Serhan "Vay be, ne aşkmış!" deyince de "Öyle" cevabını verdi. Serhan Merve'yi hiçbir zaman böyle sevmediğini söyledi. Oya'yı sevdiği gibi sevmemişti karısını. Kerim "Ben çok sevdim." dedi. Merve'nin her şeyini çok sevmişti. Sonra Serhan onu almış, Kerim'den götürmüştü.

Serhan bunun doğru olmadığını söyledi. O hiçbir şey yapmamıştı. Onların ilişkisinden haberi bile yoktu. Belli ki Merve bu kararı ondan habersiz, kendi kendine almıştı. Serhan Kerim'in kız arkadaşını elinden almamıştı.

Kerim anladığını söyledi. Onun bu savaştaki düşmanı Serhan değildi. Serhan olayın farkında bile değildi, durduğu yer belliydi.

Ufak Tefek Cinayetler 44. bölüm böyle devam ederken Serhan Kerim'e "Ben artık sana saygı duyuyorum." deyip elini uzattı. Kerim bir süre bekledikten sonra ayağa kalkıp "Ben de sana" diyerek ona aynı şekilde karşılık verdi. Serhan'a şimdi ne yapacağını sordu. Serhan onun cevabı bildiğini düşünüyordu. Ve yapacağı şeyi yapmak zorundaydı.


Burak, 2019'daki mahkemede bu olayları anlatırken her şeyin çorap söküğü gibi çözülmeye başladığını söyledi. Merve ile Kerim'in Paris'te görüştüğü, Erenköy'deki evin Kerim'e ait olduğu ortaya çıkınca Merve, velayet konusunda yakaladığı avantajı kaybetmişti. 

Şebnem yeni planını uygulamaya girişti. Ayşe ile buluştu ve kimsenin duymaması gereken yeni haberleri verdi. Ayşe, Merve ile ilgili olan bu haberleri hiç zaman kaybetmeden servis etmeye başladı. Ondan beklenen performans da tam olarak buydu zaten. 

Kısa zamanda Kerim'in Sarmaşık'a Merve için taşındığını, ikisinin eski sevgili olduklarını duymayan kalmadı. Adam aylardır buradaydı, aralarında hala bir şeyler vardı belki de. Kerim Serhan'ın arabasını kıskançlıktan ötürü parçalamış olmalıydı. Merve de ilişkileri ortaya çıkmasın diye gitmişti herhalde. Bazı site sakinleri bu olaya uyanamadıkları için esef ediyordu ama aralarında ikisi arasındaki elektriği uzun zamandır hissedenler de vardı. Merve'nin tam da boşanma arefesinde böyle patlaması da enteresandı doğrusu. Sarmaşık sakinlerinin tek gündemi bu konu olmuştu.

Kafeteryada kahvaltı etmekte olan Oya, Pelin ve Burcu'yu gören Ayşe, haberi onlara da vermek için hemen yanlarına koştu. Haber sadece Burcu'nun üzerinde bomba etkisi yapmıştı, diğer ikisi bunu önceden biliyorlardı. Burcu, tepkisiz hallerinden bunu anladı. Bu söylentiyi yayanın kim olduğunu konuştular. Oya bunu Merve'nin yaptığını düşünüyordu ama Pelin aynı fikirde değildi. Kim olduğunu bilmiyordu ama başka biri yapmıştı.


O sırada kafeye giren Şebnem onları gördü. Uzaktan selamlaştılar. Pelin'le Oya onun tatlı biri olduğunu söyleyince Burcu itiraz etti. O, kadının yüzünden yılanlık aktığını düşünüyordu. Onu tanımıyordu ama böyle şeyleri görünce anlardı.

Daha sonra Merve'den söz ettiler. Bu söylenti yüzünden bugün görülecek olan davada kızının velayetini alamayacaktı büyük ihtimalle.

Bu konuşmadan sonra Oya, bir yere gideceğini söyleyerek kalktı. O gidince Pelin Burcu'ya "Hayırlı olsun" dedi. Yakında Emre ile evleneceğini duymuştu. Burcu bunun çok hayırlı olacağını söyleyerek teşekkür etti.

Serhan'la Merve'nin boşanma davasında, mahkeme başkanı, kanıtların iki tarafın da zina suçu işlediğini gösterdiğini söyledi. Boşanma sürecinde müşterek çocuğun babaya gösterilmeme iddiaları incelenmiş ve tarafların uzlaşmaya yanaşmadıkları dikkate alınmış; sonuç olarak tarafların boşanmasına ve çocukları Mila'nın tam velayetinin babasına verilmesine karar verilmişti.

Serhan Adliye'den çıktığı zaman Oya'nın dışarıda beklediğini gördü. Mahkeme kararı hakkında konuştular. Sonra Oya bir şey konuşmak istediğini söyledi.


Kemal Derya'dan Arzu'nun kaza görüntülerini istedi. Bunlara daha önce teker teker bakılmıştı ama bir de ikisinin bakmasını istiyordu. Sarmaşık kadrosunun yaptıkları her şeyden sıyrılmalarından bunalmıştı. 

Beraber görüntülere bakarlarken Kemal bir detay fark etti. Bir arabanın üstünde bir bayrak vardı, bu yüzden hasarlı olup olmadığı anlaşılmıyordu. Arzu'nun öldüğü gece bir maç vardı. Polisler bu arabanın heyecanlı bir taraftara ait olabileceğini düşünmüşlerdi. Ama Kemal aracın durumunun şüpheli olduğu kanısındaydı. O gece siteden sessizce çıkan bir araç aramışlardı ama belki de öyle olmamıştı. 


Görüntüyü yaklaştırdılar ama aracın plakasını da, sürücüsünü de göremediler. Kemal bütün kameralara bakılarak bu aracın bütün hareketlerinin çıkarılmasını istedi. 

Bir süre sonra araç tespit edildi. Sarmaşık'tan biraz uzakta, çok kullanılmayan tali bir yola bırakılmıştı. Ön tarafındaki hasar Arzu'nun arabasındaki hasarla uyuyordu. Bayrak gerçekten de bunu kamufle etmek için kullanılmıştı. Cinayeti işleyen araç buydu.

Merve, kızını hazırlarken okul çıkışında babasının alacağını ve akşama beraber kalacaklarını söyledi. Hüzünlü olduğunu belli etmemeye çalışıyordu ama Mila "Bundan sonra hep babamda mı kalıcam? Biz bir daha hiç görüşmeyecek miyiz?" diye sorunca gözleri doldu. Böyle bir şey olmayacağını, onu hiç bırakmayacağını söyleyip kızına sarıldı. Mila Raşel'le beraber çıkınca gözyaşlarını salıverdi.


Mila'nın bavullarını toplamış olan Merve dalgın dalgın düşünürken Serhan geldi. Merve onu bir çocuğu annesinden ayırdığı için tebrik etti. Bir süre sessiz kaldılar. Sonra Serhan Mila'nın velayetini almayacağını söyledi. Ortak velayet için başvuru yapmıştı. Mila'yı annesinden koparmayacaktı. Ama Merve'den de aynı şeyi bekliyordu. O da Mila'yı kendisinden ayırmaya çalışmayacaktı. 

Serhan'ın Merve'yi çok şaşırtan bu kararı almasını Oya sağlamıştı. Ona artık kırıp dökmeye, bağırıp çağırmaya bir son vermek gerektiğini söylemişti. Kötülüğe kötülükle cevap vermenin sonu yoktu, bu şekilde insan kendini kaybediyordu. Hiçbir şey değişmiyor, düzelmiyor, iyiye dönmüyordu. Bu yıkımın ikisine hiçbir faydası olmayacaktı. 

Serhan Merve'ye "Artık savaşmayalım." dedi. Birlikte yılları geçmişti, böyle savaşmak ikisine yakışmıyordu. "Bundan sonra huzur içinde yaşayalım." dedi, "Ne yapacaksak Mila için yapalım. Kazanan kızımız olsun."

44. bölüm sona ererken birbirlerine sarıldılar. Merve Serhan'a teşekkür etti. Onu haklı bulduğunu söyledi.





























































































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Mesajınız kısa bir süre sonra yayımlanacaktır.

Antre Dekorasyonu İçin 60 Güzel Fikir

Evini dekore ederken antre dekorasyonu konusuna da özen gösterenlerden misiniz? Girişin ve ara kısımların da özenli ve zevkli bir şeki...