sevdiğim yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevdiğim yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2013 Cuma

sevdiğim yazılar: Hayat sen ne sarsıcı, sen ne zalim, sen ne muhteşem bir şeysin!

Başbakan, meydanlarda soruyor: “Bunlar 28 Şubat’ta neredeydiler?”
Eylemci, twitterden yanıt veriyor:
“Kreşte!”
Başbakan haklı. Bu twitter hakikaten başa bela.
Ama hepsi o kadar da değil. Aralarında 28 Şubat’tan beş yıl sonra doğanlar da var. Onlardan birine önceki gün Gezi Parkı’nın merdivenlerinde rastladım.
Devlet babanın marjinal çocuğu. Kalleş bir savaştan az önce çıkmış, ihanete uğramış mağrur bir şövalye misali, parkın merdivenlerinde oturuyor.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Sevdiğim Yazılar: Barış Karşıtları ve Yandaşları Olarak Gruplaştırılıyoruz

     Aşağıya kopyala-yapıştır yaparak aktaracağım yazıyı büyük bir kısmını anladığım, ve büyük bir kısmı benim kafamdan geçen bazı fikir ve sorularla örtüştüğü için sevdim. 15 Nisan 2013 tarihli Akşam gazetesinde yer alan röportaj Şenay Yıldız tarafından Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ile yapılmıştır. Sarıbay'ın söylediği şeyler, kurduğu cümleler ve ifade tarzı çok hoşuma gitti. Eğitim görmemiş-görememiş ama kendini yetiştirebilmiş olan insanlara saygı duyarım - her zaman; ama eğitim de başka bir şey.Çok güzel ifade etmiş yahu, biraz da benim sorularım ve düşüncelerime benzediğinden beğendim herhalde. (:
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
                                   

Son günlerde dönüp dolaşıp İmralı görüşmeleriyle başlayan çözüm sürecini konuşuyoruz. Akillerin seçimi ve sahaya inmeleriyle süreç artık daha fazla insana dokunur hale geldi.
Satır arası...
Son günlerde dönüp dolaşıp İmralı görüşmeleriyle başlayan çözüm sürecini konuşuyoruz. Akillerin seçimi ve sahaya inmeleriyle süreç artık daha fazla insana dokunur hale geldi. Bununla beraber üniversitelerden yükselen sesler de önemli bir işaret. Tüm bunları kendisini Twitter'da "felsefe, sosyoloji ve siyaset bilimi öğrencisi" olarak tanımlayan Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay'la konuştum. Uludağ Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü'nde öğretim üyesi olan Prof. Sarıbay'la yaptığım aşağıdaki söyleşide okudukları tadı damağında kalanlar için Ekim 2012'de Timaş'tan çıkan Demokrasinin Sosyolojisi, Çoğunlukçuluk ve Çoğulculuk Arasında Türkiye adlı son kitabını tavsiye ediyorum. Prof. Sarıbay CHP ve MHP'nin süreçteki rolünü nasıl değerlendiriyor? Başkanlık ve eyalet sistemi tartışmalarına nasıl bakıyor? sorularının yanıtları www.aksam.com.tr'de.
İmralı'yla görüşme süreciyle beraber toplumun barış yanlıları ve karşıtları diye kutuplaştırıldığını belirten Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay: "Siz insanların sorgulama, eleştiri hakkını engelliyorsunuz. Bunun adı demokrasi değil estetize edilmiş otoriteryanizm olur"
Şenay YILDIZ / senay.yildiz@aksam.com.tr

Türkiye'nin en önemli siyaset sosyologlarından Prof. Ali Yaşar Sarıbay AKŞAM'a tartışılacak yorumlar yaptı:

17 Mart 2013 Pazar

Sevdiğim Yazılar: İlaç Tekelleri Ve Hastalıklar Ya Da Hepimiz Anormaliz

                                               


“Bu yazının amacı, herkesin “hasta” olduğunu "bilimsel" olarak ispatlamaktır.”

Reklamlar ihtiyaç üretmeyi esas alır. Ve günümüz küresel tekellerinin hatırı sayılır bir endüstri kolu olan ilaç tekelleri de, ürettikleri ilaçları ihtiyaç haline getirebilmek için hastalık üretiyorlar. Süreç biraz karışık işlese de mantığı anlamak hiç de zor olmayacak. Öncelikle, ilacın tanıtımı yerine, hastalığın tanıtımı esas alınıyor. Bu tanıtım yalnızca medya kullanılarak değil; hastaneler, klinikler, doktorlar, eğitimciler de kullanılarak (öncesinde satın alınarak) yapılıyor. Genelde önce ilaç üretiliyor. Sonra da ilaca yönelik bir hastalık. Çoğu zaman tek bir ilaç için onlarca hastalık yaratılıyor. Bu hastalıkların sakıncaları kitlelere iyice aktarıldıktan ve pazar alıcı hale getirildikten sonra ilaç piyasaya sürülüyor. İlaç, hastalık üretilerek ihtiyaç haline getirilmiş oluyor.