13 Aralık 2018 Perşembe

Ufak Tefek Cinayetler Final (45. Bölüm): Mutluyum, Mutlusun, Mutlu, Mutluyuz, Mutlusunuz, Mutlular!


Ufak Tefek Cinayetler final bölümü başlarken Merve'nin kapısı bir kere daha çaldı.



















Bu sefer gelen Kerim'di. Elinde Paris'te Merve'nin boynundan aldığı fular vardı. Olanlardan sonra kendini nasıl hissettiğini sorunca Merve az önce Serhan'ın geldiğini söyledi. Mila'yı ondan almayacaktı.


Buna çok sevinmişti ama tam bir sevinç değildi bu. Serhan'ın ona merhamet gösterdiğini, bir çeşit lütufta bulunduğunu düşünüyor ve buna sinirleniyordu. Kerim'e Sarmaşık'a niye geldiğini sordu. O gelmeden önce ne güzel bir savaş veriyordu. Vazgeçmek niyetinde değildi, kazanabileceği bir savaştı bu. Kerim bütün dikkatini dağıtmıştı. Hayır, söylediği gibi onu yanlış bir yerden döndürmüş, başka bir hayat olabileceğini göstermiş değildi. Merve'yi yolundan döndürmüştü. Kendisi onu seçmemişti ki, ona kıyamamıştı sadece.

Kerim gittiği yolun yol olmadığını, savaşının haysiyetli bir savaş olmadığını söyleyince sadece ailesinin dağılmaması için uğraştığı cevabını verdi. Kerim yalan bir aileyi, yalan bir evliliği sürdürmek için savaş vermenin boş olduğunu söyledi. Kocası onu sevmiyordu bile. Oysa Merve sevilmeyi hak ediyordu. Öpülmeyi, okşanmayı, el üstünde tutulmayı hak ediyordu.


Merve ona kendisini anlamadığını söyledi. Onun hayattan beklediği şeyler bunlar değildi. Bambaşka bir savaşı vardı. O diğer kadınlar gibi değildi, aciz değildi. Ama şu anda zayıf bir insan olduğunu düşünüyordu. Serhan ona merhamet etmişti.

Kerim ona sarılıp huysuzluk etmemesini, sorunların bittiğini, artık beraber olduklarını söyledi. Ama Merve aynı fikirde değildi. Ondan uzaklaşıp bir kere daha "Anlamıyorsun beni." dedi. Biz diye bir şey yoktu. Hiç olmamıştı. Geçmişte kalmıştı. Yarım kaldığı için büyütmüşlerdi aralarında olup bitenleri. Onu istemiyordu.

Merve bunları söylerken Kerim üzgün bir şekilde dinlemiş, hiçbir şey söylememişti. Böyle söylemesinden sonra "Gerçekten mi?" diye sordu. "Gerçekten" diye cevap verdi Merve. Gitmesini istedi. O sırada kapı çaldı. Açınca Şebnem Aksak ile burun buruna geldi.

Şebnem içeri girip onların büyük aşklarını çok tatlı bulduğunu beyan etti. Merve "Aşka falan yok" diye karşılık verdi. Geçmişte kalmış yarım bir şeydi onlarınki. Kerim de gidiyordu zaten.

Şebnem onun gitmesine gerek olmadığını söyledi. Rahat olabilirlerdi, aşklarını herkes biliyordu artık. Merve böyle bir aşk olmadığını tekrarladı. Kerim de onu destekler tarzda konuştu. Sonra Şebnem'e geçen gece iyi vakit geçirdikleri için teşekkür etti. O zaman buna fırsat bulamamıştı.

Şebnem bu sözlerden memnun olmuştu. O geceden kendisi de çok keyif almıştı. Uzun zamandır hissetmediği bir sıcaklık hissetmişti. Kerim o sıcaklığı yakalamışken kaybetmemek gerektiğini söyledi. Benzer bir gece daha geçirmeyi teklif etti. Ama bu sefer devam edeceklerdi.


Şebnem, yüzünde güller açarak bu teklifi kabul etti. Merve bu duyduklarından pek memnun olmamış gibi görünüyordu. Kerim, Şebnem'i yarın akşam alacağını söyledikten sonra gitti.

O gidince Merve Şebnem'e ne istediğini, neden geldiğini sordu. Şebnem konuşmaları gerektiğini düşünüyordu. Daha önce de söylediği gibi, Merve'nin boşanması onun hiç işine gelmiyordu. Neden direnmemişti? Onun niye hiç mücadele etmediğini öğrenmek istiyordu.

Merve her şeyin bittiğini, konunun kapandığını söyledi. Artık Şebnem de bitirmeliydi bu konuyu. Ona geldiği yere gitmesini tavsiye etti. Fakat Şebnem daha pes etmek niyetinde değildi. Oya ile Serhan henüz evli değillerdi, hala bir umut vardı yani. Ama Merve için geçerli değildi bu. Gördüğü kadarıyla Kerim ondan yüz çevirmişti. Serhan'ı tutamadığı gibi onu da elinden kaçırmıştı.

Şebnem hayatın sürprizlerle dolu olduğunu, başka bir şeyi hedeflemişken belki de hayatının aşkını bulduğunu söyleyince Merve kahkahayı bastı. Şebnem "Neden olmasın?" diye sordu. Kerim de ondan etkilenmişti besbelli. Demek ki aralarında anlatıldığı kadar büyük bir aşk yoktu. Yarın uzun bir gece bekliyordu onu. Şimdiden heyecan içindeydi, bu adam bambaşka bir insandı.

Merve ona daha fazla tahammül edemeyeceğini belli etti. Şebnem'e kalsa bu konuda daha epeyce konuşurdu herhalde ama sonunda gitmeye karar verdi. Hem yarın için hazırlanması lazımdı.

Merve, onu uğurlayıp kendi başına kaldığında düşüncelere daldı.


Taylan ve Pelin evdeydiler. Pelin ne kadar sıcak ve ilgiliyse Taylan da o kadar soğuk ve mesafeli görünüyordu. Karısının sempatik davranışları, hatta en sevdiği börekten yapması bile pek umurunda değil gibiydi. Pelin'in "Aşkım" demesi bile batmıştı ona. Karısından kuşkulanıyor, davranışlarını samimi bulmuyordu.

Pelin Merve ile Kerim'in ilişkisinin baya eskiye, muhtemelen üniversite zamanlarına dayandığını düşündüğünü söyledi. Kerim'in yemekte sevgilisinin kırmızı bir arabaya binip giderek kendisini terk ettiğini söylediğini hatırlattı. "Sevgilimle şöyle yapardık, böyle yapardık" diye anlatırken hep Merve'yi kastetmişti demek ki. Baya uyutmuşlardı hepsini de. Taylan bazen böyle şeyler olabildiğini söyledi. Gözünün önünde bir şeyler olurdu ama sen göremezdin.

Pelin Merve ile Kerim'in bir geçmişleri olduğunu hiç çaktırmadıkları cevabını verdi. Birbirlerine karşı fazla ilgisizdiler. Kendisi olayı çözmüştü. Eğer biri, birine hafiften bakıyor falansa bu aralarında bir şey olmadığını gösterirdi. Ama birbirlerini hiç tanımıyor gibi davranıyorlarsa orada kesinlikle bir olay olduğunu düşünmek lazımdı.

Karısı bunları anlatırken Taylan sürekli onun söyledikleriyle kendi kuşkuları arasında bağlantı kuruyordu. Pelin onda bir tuhaflık olduğunu fark etmişti. 


O sırada Emre Taylan'a mesaj çekip teknedeki bekarlığa veda partisine davet etti. Taylan evden çıktı. Tekneye gittiği zaman Emre tek başınaydı. Diğerlerinin daha sonra geleceğini söyledi.

Bu durum Taylan'ın işine gelmişti, onunla bir şey konuşmak istiyordu. Söze "Her şeyi anladım" diyerek başladı. Her şey apaçık ortadaydı. Pelin onu aldatıyordu. Kiminle olduğunu bilmiyordu ama bulacaktı. Pelin evlilik yıldönümlerinde bile onun yanında durmamış, buraya, marinaya gelip biriyle görüşmüştü. Hayır, onun kendi çevresinden biri olduğunu düşünmüyordu. Öyle bir şey olsa hissederdi. Ama adamı ille de bulacaktı.

O sırada Kerim Adil Sağlam da geldi. Taylan onların yakın görünmesine şaşırmıştı. Biraz sonra diğer davetliler de geldi. Taylan bir köşede kendi kendine takılıyor, içki içip hüzünlü bir şarkı söylüyordu.

Emre Kerim'e onunla yalnız konuşmak istediğini belli eden bir işaret yaptı. Ona yıllardır anlatmadığı bir şeyden söz etmek istiyordu. Yıllar önce, Pelin'in doğum gününde Kerim'in kolunun sakatlanmasına sebep olan kişi Taylan'dı. Kerim bahçede Serhan'ı ararken üst kattaki büyük bir saksıyı onun üstüne doğru düşürmüştü. Bunu gören Emre ne yaptığını sorunca şeytana uyduğunu söylemişti. Basketbolda Birinci Lige çıkmak Kerim'in değil, kendisinin hakkıydı. Bu teklifin ona yapılmasını hazmedememişti.

Kerim böylece hayatını değiştiren, basketbol kariyerini bitiren kazanın aslında bir kaza olmadığını öğrenmiş oluyordu. Emre'ye bunu bunca yıldır bildiği halde neden söylemediğini sordu. Emre onun Taylan'a zarar verip başını belaya sokmasını istemediği cevabını verdi. Olanları şimdi söylemişti çünkü artık içi kaldırmıyordu. Kerim ona pek inanmadı. Bunun bir vicdan muhasebesinden çok bir intikam planı olduğunu düşünüyordu.


Kerim Taylan'ın yanına gitti ve tek bir şey söylemeden onu denize düşürdü. Diğerleri koşarak oraya geldiler. Ne olduğunu anlamamışlardı. Kerim Emre'ye kolunun çarptığını söyledi. Taylan'ın düğüne  gelip gelmeyeceğini sordu. Geleceğini öğrenince "Orada bakayım icabına" deyip uzaklaştı.

Yüzerek tekneye çıkan Taylan, kamaralardan birinde battaniyeyle sarılmış halde titreyerek Pelin'in gelmesini bekliyordu. Şaşkındı, Kerim'in kendisini neden ittiğini anlamamıştı. Emre de hiçbir fikri yokmuş gibi davrandı. Taylan söylenip dururken o baya eğleniyordu.

Ufak Tefek Cinayetler 45. bölüm böyle devam ederken Pelin geldi. Emre onu karşılamak için kalktı ve elinden tutup içeriye aldı.

Bu sırada Taylan'ın aklından geçmişte yaşanmış bazı olaylar geçmeye başladı. Emre ile bir şeyler yaparlarken ne zaman Pelin yanlarına gelecek olsa Emre'nin hareketlendiğini, heyecanlandığını hatırladı. Bir kere yanında anlamadığı şifreli bir konuşma yapmışlardı.

Pelin kocasının yanına oturup neden bu halde olduğunu sordu. Emre'nin bıçaklanmış halde yere yığıldığı noktaya bakınca kendini kötü hissetti. Taylan onun tekneye tanıdık bakışlarla baktığını fark etmişti. Teknenin çok güzel olduğunu söyledi. 3 tane de kamarası vardı. Pelin bunu konuşmanın sırası olmadığını söyledi. Hem 3 değil, 2 kamarası vardı.

Pelin'in düşünmeden verdiği bu cevap üzerine, Taylan karısının buraya daha önce de geldiğinden emin oldu. Şaşkındı, kafası karışmıştı ama bir şey söylemedi.



Onlar bu durumdayken Şebnem heyecan içinde Kerim'le randevusu için giyecek kıyafet bakıyordu. Gösterilen kıyafetleri uygun bulmuyordu, ona şöyle gösterişli bir şey lazımdı. Bu gece çok özel biriyle, çok özel bir görüşme yapacaktı. Hayatını değiştirebilecek bir görüşme olacaktı belki de bu. Sonunda tam istediği gibi özel tasarım bir elbise bulundu.

Merve evde düşünceli düşünceli dolanıyordu. "Bana ne, beni ne ilgilendirir?" diye mırıldanıyordu ama belli ki Kerim'le Şebnem'in buluşacak olmasından rahatsızdı. Sonunda duramadı, Kerim'i aradı. O da bu telefonu bekliyordu zaten. Merve bu gece gerçekten gidip gitmeyeceğini sorunca hayatını onun için daha fazla erteleyemeyeceği cevabını verdi. İnsanın bulduğu ilk fırsata atlaması ona acınası görünüyor olabilirdi ama fırsatlar da değerlendirilmek içindi. Hem hiçbir şey yapmadan öylece beklemek daha acınası bir şeydi. Evet, ille de gidecekti. Ama Merve ona "Oraya gitme, bana gel" derse durum değişirdi.


Merve cevap vermeden telefonu kapattı.

Emniyet'te Derya, Kemal'in yanına gidip Arzu Kaymaz'a çarpan aracın plakasının sahte çıktığını söyledi. Kemal bunun üzerine o takımın mağazalarına bakılmasını istedi. Oya, Pelin veya Burcu'nun son 1 ay içinde o mağazalardan bir bayrak alıp almadığını öğrenmek istiyordu. Ekipler hemen araştırmaya başladılar.

İlhan heyecanlıydı, Oya ile Serhan'ın yakında evleneceğinden emindi. Kendi kıyafeti için, onun gelinliği için planlar yapıyordu. Oya bu konuda gevezelik yapmayı bırakmasını istedi ama aslında bu  muhabbet hoşuna gitmişti.

İlhan 2019'daki mahkemede Oya ile Serhan'ı güzel günler bekliyor gibi göründüğünü söyleyecekti. Böyle olacağı kimsenin aklına gelmezdi.


Şebnem Kerim'le randevusu için seçtiği payetli mini abiye elbiseyi giymiş, süslenip hazırlanmıştı. Kerim de giyinmişti ama o hiç de hevesli değildi, Merve'nin arayıp "Gitme!" demesini bekliyordu.

Merve evdeydi. Hala sıkıntılıydı. İçi içini yiyordu. Telefonunu eline aldı, sonra bıraktı.

Kerim'in artık çıkması gerekiyordu. Beklediği telefon gelmiyordu, yapacak bir şey yoktu. Çıkıp Şebnem'le buluştu.

Mekana oturdukları zaman Kerim heyecansız ve isteksizdi, Şebnem ise gayet keyifliydi; onun nefes alıp verişini bile etkileyici buluyordu. Onun sıklıkla telefonuna baktığını fark edince bir telefon mu beklediğini sordu. Kerim olumsuz cevap verdi ve özür dileyip telefonunu kapatmaya davrandı. Şebnem buna gerek olmadığını söyledi. Bu geceyi ölümsüzleştirmek gerektiğini söyleyerek onun telefonuyla ikisinin bir fotoğrafını çekti. Sonra Kerim'e bu fotoğrafı Merve'ye göndermesini teklif etti. Kerim kabul etti ve yolladı.


Mesaj geldiğinde Merve tek başına yemek masasındaydı. Fotoğrafı görünce sinirlendi, tabağını elinin tersiyle itip yere düşürdü. Kerim'e mesaj atıp iyi eğlenceler diledi.

Kerim tatlı yemeyi teklif ettiğinde Şebnem bu geceyle ilgili daha iyi fikirleri olduğunu söyledi. Kalkıp onun evine gitmeyi teklif etti. Kerim de kabul etti.

Eve gittikleri zaman Kerim belli etmeden yine telefonuna baktı. Merve'den bir haber yoktu. Şebnem ona kaderin çok da isyan edilecek bir şey olmadığını söyledi. Bunu şimdi anlıyordu. Yaşadığı onca sıkıntıya rağmen kızgın değildi artık, hiçbir şey düşünmüyordu. Kerim sayesinde olmuştu bu. Kader tam da buydu, iki insanın yollarının, hesapta hiç böyle bir şey yokken kesişmesi idi. O bunları söylerken Kerim yan yan telefonuna bakıyordu. Şebnem umurunda bile değildi, aklı fikri Merve'yle doluydu.

Merve o sırada evde Kerim'in önce boynundan aldığı, sonra getirip tekrar bağladığı fularıyla oynuyordu. Sonra telefonunu alıp birini aradı.

Şebnem Kerim'e onun gibi bir adamın kendisi gibi bir kadına ihtiyacı olduğunu söyledi. Bu şahane beraberliği evren istemişti. Kerim "Yaşayalım görelim" cevabını verdi. Tam öpüşeceklerdi ki kapı çaldı.



Gelen adam Kerim için bir teslimatları olduğunu söyledi. Serhan'ın vintage kırmızı arabasıydı bu teslimat. Direksiyonuna Merve'nin fuları bağlanmıştı. Adam anahtarını da Kerim'e verdi.

Bundan sonra Kerim Şebnem'in yanında bir dakika bile geçirecek değildi tabii. Gitmesi gerektiğini söyledi. Şebnem keyfine bakabilirdi, ne isterse onu yapabilirdi. İsterse Akbaş gelip onu götüebilirdi.

Kerim kırmızı arabaya binip giderken Şebnem "Allah kahretsin!" diye söylenerek eve girdi.

Kerim arabayı Merve'nin fularını koklayarak, eski günlerini düşünerek sürerken, Merve de evde onun eski deri ceketine bakıyordu.

Kerim geldiğinde Merve kapıyı mutluluk içinde, gülerek açtı. Kerim'in "Bitsin mi?" sorusuna "Bitsin" diye cevap verdi. "Yarım kalmayalım. Tamamlanalım." Ve çok uzun bir aradan sonra ilk defa kucaklaştılar.

Merve o gece Serhan'ı arayıp sakıncası yoksa kırmızı arabayı istediğini söylemişti. Serhan istediği zaman garajdan alabileceğini söyleyince arabaya o gece ihtiyacı olduğunu belirtmişti. Serhan "Ben hallederim" diye cevap vermiş ve arabayı göndermişti.

Kerim Merve'ye "Artık geçmiş değiliz" dedi. "Şimdiyiz. Geleceğiz." Ona çok güzel bir hayat yaşatacaktı. Kimse Merve'yi üzmeyecekti.



Oya ile Serhan da Oya'nın evinde beraberdiler. Oya yataktan kalkıp mutfağa indi. Hemen sonra Serhan da uyandı. Aşağıya, onun yanına indi. Işığı yakmaması dikkatini çekmişti. Oya artık karanlıktan korkmadığını söyledi. Belki de Serhan yanında olduğu için böyleydi. Serhan "Benimle ilgisi yok" diye cevap verdi. Oya kendi içindeki savaşı kazanmıştı.

Mehmet, dükkanını açmaya giderken, insanın önceliklerini şaşırmaya başladı mı yönünü gitgide kaybettiğini düşünüyordu. Geri dönmeye çalışsa da karşısına hep yeni yanlış yollar çıkardı. Fakat ne olursa olsun, haysiyetli bir insan, doğru olana gitmeye çalışmaktan hiç vazgeçmemeliydi.

Dükkana geldiğinde postacı ona bir evrak teslim etti. Çok güzel bir haber gelmişti. Hakkında açılan soruşturma sonucunca, kovuşturmaya gerek olmadığına karar verilmişti. Mehmet Arzu'yu kollamaktan, onun işlediği suçu saklamaktan ötürü suçlu bulunmamıştı. Çok mutlu olmuştu. Kabus bitmişti.

Pelin'le Taylan da aynı durumdaydılar o anda. İmzalayıp teslim aldıkları evrakları açmış ve hapse girmeyeceklerini öğrenmişlerdi. Pelin artık her şeyin geçmişte kaldığını, eski günlerindeki gibi mutlu olacaklarını söyledi. Mahkeme kararı Taylan'ı da çok sevindirmişti tabii ama diğer konudan karısı kadar emin değildi. Kuşkuları hala devam ediyordu. Pelin'e Emre'nin düğünü için hazırlık yapıp yapmadığını sordu. Kıyafet falan almış mıydı? Pelin bunun için zaman bulamadığı cevabını verdi. Evden bir şeyler giyip giderdi.


Pelin kocasının neden bu konunun üstünde durduğunu anlamıyordu. Taylan son zamanlarda tuhaflaşmıştı zaten. Soruşturmayı da atlatmışlardı ne güzel. Bir derdi, bir sıkıntısı mı vardı? Taylan bir şeyi olmadığını söyledi. Olması mı lazımdı?

Taylan tuhaf ve aksi davranıyor, bir açıklama da yapmıyordu. Pelin kahve yapmayı teklif edip mutfağa geçti. Gergindi, düşünceliydi. Taylan sessizce arkasından gidip onu izledi. Pelin o anda bir günahı gömmeye çalışmanın büyük bir hata olduğunu düşünüyordu. Toprağın altında büyüdükçe büyüyordu sonra ve onu gömdüğünüz yerde dev bir ağaç olarak karşınıza çıkıyordu.

Merve Kerim'in yanına, eski büyük evine geçmişti. Meşhur cheesecake'ini yaparken kafasından şeytani fikirler geçmiyordu bu sefer, mutlu ve huzurluydu. Ona da olumlu bir mahkeme kararı gelmişti bu arada. Ne olursa olsun hayattan kaçmamak, yüzleşmek gerektiğini düşünüyordu. Bir savaş verilecekse verilirdi. Her gecenin bir sabahı vardı. Güneş mutlaka yeniden doğardı. Her savaş biterdi. Ve hayatta kalanlar için, dünya yeniden dönmeye başlardı.

Mehmet çocuklarını almaya gitmişti. Bavullarıyla birlikte aşağıya inen Nilay'la Ayaz'ı büyük bir sürpriz bekliyordu. Babaları bir karavan almıştı.Karavana bindikleri zaman Mehmet beraber yepyeni bir yola çıktıklarını, yepyeni anılar yazacaklarını söyledi.

Serhan Oya'yı Sarmaşık'ın ormanlık kısmına çağırmıştı. Birbirlerini ilk defa gördükleri yerde burası. Serhan bir panik atak krizi geçirmiş, spor yapmakta olan Oya da onu görüp müdahale etmişti. Serhan Merve'nin boşanma davası açtığını duyup da sevinçle Oya'nın yanına koştuğu gün heyecandan, aceleden dolayı almadığı bir şeyi vermek için en uygun yerin burası olduğunu düşünmüştü. Bir  pırlanta tektaş idi bu. O gün metroda ona evlenme teklifi yapmış, ama bir yüzük takmamıştı. Oya yüzüğü beğendiğini ama onlar beraber olduktan sonra çok önemli olmadığını söyledi. Hiçbir yüzük Serhan'ın metroda ona "Evlenelim mi?" dediği an kadar güzel olamazdı.



Oya daha sonra, 2019'daki mahkemede, mahkeme başkanı "Tanıklar dinlendi. Deliller incelendi. Olayı son kez senden dinleyelim" dediği zaman söze "O gün geldi çattı." diye başlayacaktı. O gün birini öldüreceğini bilmiyordu tabii. Ama olmuştu işte. Yapmıştı. Onu öldürmüştü.

Oya'nın "O gün" derken kastettiği, Burcu ile Emre'nin evlenecekleri gündü. Burcu, yanında yakın bir arkadaşıyla beraber hazırlıkları gözden geçirirken gergin görünüyordu. Emre'den kararlı olduğundan emin değildi, her şey elinden kayıp gidiverecekmiş gibi hissediyordu. Arkadaşından damat odasının kapısında beklemesini istedi. Emre'nin orada olduğundan, bir yere kaçmayacağından emin olmak istiyordu. Organizasyon görevlisinden davetiye listesine bakmasını istedi, Taylan - Pelin Kaner geliyor muydu acaba? Evet, geliyorlardı.

Burcu aklına kötü şeyler getirmemeye, her şeyin çok güzel olacağını düşünmeye çalışıyordu ama hiç rahat değildi.


Emre de damat odasında en az onun kadar gergindi. Uflayıp duruyor, işlerin son dakikada değişme ihtimali olup olmadığını düşünüyordu. Pelin'i hala aklından çıkaramamıştı. Burcu'nun arkadaşı kapıyı çalınca giyinmekte olduğunu, müsait olmadığını söyledi. Bir süre daha kara kara düşündü. Sonra kalkıp toparlanmaya çalıştı.

Merve soğuk almıştı, yatıyordu. Kerim ise Emre'nin düğününe gitmek için hazırlanmıştı. Merve onu vazgeçirmeye çalışınca Kerim Burcu'ya çok fazla taktığını söyledi. Bunun nedeni neydi? Merve, Paris'te iken burada neler olup bittiğine dair bilgiler aldığını söyledi. Bunların ışığında, Arzu'yu öldürenin Burcu olduğunu düşünüyordu. Kerim aynı fikirde değildi. Ona göre bunu Oya yapmıştı.

Kerim gitmek için kalkınca Merve bir kere daha onu durdurmaya çalıştı. Kerim görülmesi gereken bir hesabı olduğunu söyledi. Çok uzun yıllar öncesine dayanan bir hesaptı ve bugün düğünde halledecekti. Merve onun ne planladığını sordu. Gitmemesi için ısrar etti. Ama Kerim gitmeye kararlıydı. Biraz sonra evden çıktı.

Taylan'ın da benzer bir planı vardı. Düğün için giyinmişti ve bugün Emre ile hesaplaşmak niyetindeydi. Bugün her şeyi çözecekti. Karısının hazır olmadığını görünce sinirlendi. Pelin düğüne gitmemelerini teklif etti. Merve de hastaydı zaten, onlar da gitmeyecekti. Popüler bir düğün de değildi bu. Gitmelerine pek de gerek yoktu.


Taylan ona giyinmesini söyledi. Bu düğüne gideceklerdi. Pelin bir kere daha konuşmaya başlayınca ona bağırdı. Berk de oradaydı. Anne oğul, Taylan'ın bu şiddetli tepkisi karşısında şaşırıp kaldılar. Pelin giyinmeye gidince Taylan şaka yaptığını söyleyerek oğlunu rahatlattı.

Oya ve Serhan da hazırlanmışlardı. Düğün mekanına gitmek için evden çıktılar.

Taylan salona girdikten sonra damat odasını buldu. Emre Pelin'i sorunca onun gelmeyeceğini söyledi. Bundan sonra Pelin'i kendisinin yanında görmeyecekti aslında. Çünkü boşanıyorlardı.

Emre bu haberi gülerek karşılayınca Taylan bunun sebebini sordu. Emre şaşkınlıktan böyle davrandığı cevabını verdi. Sonra Taylan sinirli bir şekilde odadan çıktı. Yürürken koridordaki yangın söndürücüyü görüp durakladı. Onu alıp tekrar damat odasına girdi. "Sen nasıl bir adamsın?" diye sordu Emre'ye. Taylan ona kardeşim demişti. Hiç mi yüzü kızarmamıştı? "Sen benim karımla..." deyip yangın söndürücü ile damat adayına saldırdı. Emre bir yandan onu savuşturmaya çalışıyor, bir yandan da "Sandığın gibi değil" diyordu. Sonra Pelin'in onu reddettiğini söyledi. O Pelin'i istemişti, onunla olmasını, beraber gitmelerini istemişti ama Pelin gelmemişti. Taylan'ı tercih etmişti. Emre sebebini bilmiyordu ama bu geçmişte de böyle olmuştu, şimdi de böyleydi. Pelin Taylan'ı seviyordu.

Taylan "Sen benim karıma nasıl asılırsın?" diyerek yangın söndürücüyle bir hamle daha yapmaya hazırlanırken odaya Burcu girdi. Taylan'ın üstüne koşup onu iterek Emre'ye zarar vermesini engelledi. Sonra söndürücüyü yerden alıp onun üstüne yürüdün. Bir yandan da "Defol buradan, seni gebertirim!" diye bağırıyordu. Onlar evleneceklerdi. İhanet falan yoktu.

Burcu tüpü üstüne fırlatınca Taylan eğilip kurtuldu. Sonra da bela okuyup odadan çıktı. Emre Burcu'nun performansına hayran kalmıştı. Ona "Sen nasıl bir kadınsın?" diyerek sarıldı.


O sırada Kerim de düğün salonuna geldi. O da Taylan'ın peşindeydi. Onu görünce "Gelsene" deyip çekiştirerek odalardan  birine soktu ve hiçbir açıklama yapmadan bir yumruk atıp yere yıktı. Sonra da oradaki bir tahta sırayı üstüne bastırdı. Onun konuşmasını, anlatmasını istiyordu. Taylan hayatını bitirmiş, onu sakat bırakmıştı. Konuşacağını söyleyince onun boğazındaki baskıyı azalttı. Taylan o gün alkollü olduğunu söyledi. Birinci Lige çıkacağı için Kerim'e haset etmişti. O gün ondan bir de dayak yemişti. Bir anlık öfkeyle vazoyu onun üstüne itmişti.

Kerim bir anlık öfkelerin her şeyin çabucak halledilmesine yol açan güzel şeyler olduklarını söyledi. Şu anda kendisi de o tip bir öfkeyle doluydu. Bunu söyledikten sonra sırayı Taylan'ın boğazına bastırmaya devam etti. Taylan birinin hayat çizgisini değiştirmiş, ondan sonra da hayatına rahat rahat devam etmişti. Böyle yapıp şimdi pişman olduğunu söylemesi saçmaydı. Onu öldürecekti. 

Sonra Kerim birden fikrini değiştirdi. Sırayı da alarak Taylan'ın üstünden kalktı. Taylan boğulur gibi öksürüyordu. Kerim onu öldüreceğini tekrar etti. Ama bunu bugün yapmayacaktı. Bugün çok mutluydu çünkü ve onun leşi yüzünden hapis yatamayacaktı. Ama bir gün Taylan'ı öldürecekti. 

Kerim şimdi çıkıp o gevşek hayatını yaşamaya devam edeceğini söyleyerek çıktıktan sonra Taylan yattığı yerde feryat etmeye başladı. 



O sırada düğün mekanına girmekte olan Pelin onun sesini tanıdı. Koşarak sesin geldiği odaya gitti. Kocasını o halde görünce telaşlandı. Taylan ona "Defol git buradan!" diye bağırınca şaşırdı. Onun dokunmasına bile tahammülü yoktu. Çırpınıyor, ağlıyordu. Pelin'e "Sen nasıl böyle bir şey yaparsın?" diye sordu. Emre'ye mi aşıktı? 

Pelin onu aldatmadığını söyledi. Emre kendisini oyuna getirmeye çalışmıştı. Yıllar önce olmuştu bu. Pelin sarhoştu. Onun oyununa gelmiş, kendisini bir kere öpmesine izin vermişti. Bundan öte bir şey yoktu. Bunu o zamanlar söylemiş olsaydı keşke ama Taylan'ı kaybetmekten çok korkmuştu. Ondan sonra Emre'den uzak durmaya çalışmıştı ama Emre yine gelip onlara dadanmıştı. Fakat aralarında hiçbir şey geçmemişti. 

Taylan laftan anlayacak gibi görünmüyordu ama Pelin'in çırpınmalarından sonra biraz yatışmıştı. Karısı ona hayatında kendisinden başka hiç kimse olmadığını söyledi. Emre'yi sevmemişti, hayatı boyunca sadece Taylan'ı sevmişti. Onu kaybetmemek için kendini öldürmeye kalktığını hatırlattı. Onsuz yaşayamayacağını söyledi. "Beni bırakma" diye yalvardı. 

Taylan sonunda ona inanmıştı. Karı koca birbirlerine sarıldılar. 



Derya heyecanla Kemal'in yanına gitti. Arzu'nun öldüğü gece maçı olan takımın bütün dükkanlarını dolaşmışlar ve bayrağı kimin aldığını öğrenmişlerdi. Sonunda katili bulmuşlardı. Sarmaşık'tan biri cezasını çekecekti. 

Fakat savcı bunun ikinci derece bir delil olduğunu söyledi. Buldukları fatura kişinin bayrağı aldığını gösteriyordu, katil olduğunu değil. Kemal bu kişinin Arzu Kaymaz'ın katili olduğundan zaten şüphelendiklerini söyledi. Sadece aracı siteden nasıl çıkardığını bilmiyorlardı, onu da bulmuşlardı işte.

Savcı bu delile dayanarak yakalama izni çıkaramayacağını söyledi. Bir kere daha biri bu davadan ötürü salıverilirse rezil olurlardı. Kemal Sarmaşık davası hakkında daha önce defalarca yanıldığını kabul ediyordu. Fakat bu sefer çok emindi. Bu iş bitmişti. Bu noktadan geri dönüş olmayacağına söz veriyordu. 

Sonunda savcı yakalama izni çıkarmayı kabul etti. Fakat bu Kemal'e vereceği son fırsat olacaktı. Müdürü Kemal'e bu davadan ötürü çok yıprandığını söyledi. Bu iş bitince uzun bir tatile çıkmasını, iznini kullanmasını önerdi. Kemal bunu yapacağını söyledi. Ufak Tefek Cinayetler final bölümü Başkomiser Kemal'in en mutlu olduğu bölümdü herhalde. Bu sefer suçlulardan birinin cezasını çekeceğine çok inanıyordu. 

Yakalama kararının ardından ekipler hemen yola çıktı. 

Şebnem perişan bir haldeydi. Eli ayağı titriyordu. Sarhoştu. "Kaybedemem" diye düşünüyor, ağlıyordu. Ayakta durmakta zorlanıyordu ama oturduğu yerden kalktı ve "Böyle bitmeyecek" diye söylenerek dışarıya çıktı.

Ayşe ve diğer kadınlar sitenin kafesinde, Burcu'nun düğününe gidip gitmeyeceklerini tartışıyorlardı. Ayşe, Merve'nin bir gece yarısı Sarmaşık'a döndüğüne dair bir duyum aldığını söyledi. Ama evinde yoktu. Bu düğüne gelebilirdi. Olayı anlamak için hep beraber düğüne gitmeleri gerektiğini düşünüyordu. 


O sırada Şebnem yanlarına geldi. Fakat daha önceki sempatik, arkadaş olmak isteyen kadından çok farklıydı. Ayşe'nin taklidini yaptı, kadınlarla dalga geçti, hakaret etti. Yakında büyük bir olay patlatacağını söyledi. Sonra, onları büyük bir şaşkınlık içinde bırakarak çekip gitti.

Oya ile Serhan düğün salonuna geldiler. Tam bir masaya oturacakları sırada yanlarına iki adam geldi. Serhan'ı biriyle tanıştırmak istiyorlardı. O izin isteyip gitti, Oya masaya tek başına oturdu. 

O sırada Şebnem de sallana sallana Oya'nın evine gidiyordu. Bakıcı Zuhal kapıyı açıp Oya'nın evde olmadığını söyledi. Şebnem bunu biliyordu. Deniz'i almaya gelmişti, onu kendi oğlu ile beraber bir etkinliğe götürecekti. Zuhal buna izin vermek istemedi, Oya kendisine böyle bir şey söylememişti. Şebnem'in alkollü olduğunu da fark etmişti. Fakat Şebnem onu itip içeriye daldı.

Zuhal hemen Oya'yı aradı. Ona olanları anlatırken Şebnem arkadan yaklaştı, kafasına bir şey vurup kadını bayılttı. 

Oya eve gitmek için yerinden fırladığında Şebnem de Deniz'in odasına çıkıyordu. Oya korku ve telaşla arabasını sürerken bebeğin odasındaki koltuğa oturdu. Sonra kalkıp onun eşyalarını bir çantaya koymaya başladı. 

Deniz uyuyordu. Şebnem onu uyandığı zaman götürmeyi düşündü. Bebeği öldürmeye falan niyeti yoktu. Onun bir Aksak olmasını engelleyecekti sadece. Çok güzel bir ailesi olacaktı. 

Oya eve yaklaştığı sırada bir arabayla çarpıştı. Başını vurmuştu ama önemli bir şey yoktu. Yoluna koşarak devam etti. Eve girince hemen üst kata çıktı. Beşiğe doğru eğilmiş duran Şebnem'e "Bırak çocuğumu!" dedi. Şebnem bebeği almaya çalışınca ona saldırdı. İki kadın bir süre itiştiler. Odadan çıktılar. Oya itince Şebnem merdivenlerden düştü. Oya onun yanına inip mücadeleye devam etti. Bir yandan da "Seni öldürürüm, defol git evimden!" diye söyleniyordu. 

Sonra beraberce basamaklardan düşerek salona indiler. Kavgaya orada devam ettiler. Ellerine geçen eşyaları birbirlerine atmaya başladılar. Şebnem gitmek niyetinde değildi. Başına bir vazoyla vurarak Oya'yı yere düşürdü. Tekrar yukarıya kalkmaya çalışınca Oya kalkıp onu aşağıya çekti.

Bu itişip kakışma sırasında Oya boynuna darbe almıştı, bir kanepenin arkasına yaslanmış halde yerdeydi. Şebnem fularını onun boynuna dolayıp sıkmaya başladı.



Görüşmesi bitmiş olan Serhan salonda sağa sola bakarak dolanıyor, Oya'yı arıyordu.

Şebnem Oya'yı fularıyla boğmaya çalışmaya devam ediyordu. Oya'nın aklından geçmişi geçiyordu. İftira olayından sonraki intihar girişimini, müdürün cenazesi için Sarmaşık'a geldiği günü, Edip'le bu konuda konuşmasını, sitedeki evine yerleşmeye başladığı günü hatırladı. Ölmek için denizin içine yürüdüğü günü, Serhan'la ilk defa beraber olduğu günü, Merve'nin onu yanmakta olan arabada bırakıp gittiğini hatırladı. Dünyadaki adaleti sağlayacağını sanarak, bir savaşa girmişti. Adalet diye bir şey olup olmadığını hala bilmiyordu. Ama olduğunu umarak yaşamak lazımdı. Kendisi yaşamıştı. Savaşırken, aşık olurken, ellerini kirletirken, yaşamıştı. Oksijeni biten bir arabada hayatta kalmıştı. Serhan'ın kollarında, nefes almıştı. 

Şebnem boğazını giderek daha çok sıkarken, Oya, Serhan'ı düşündü. Sonra karşısında onun hayali belirdi. Elini uzatmış, "Gel!" diyordu. Oya bu hayalden aldığı güçle doğrulup Serhan'a doğru uzandı. Onun elini tutarak kurtuldu. 

Oya doğrulurken Şebnem hızlı bir şekilde geriye doğru düştü.  Düşerken başını sehpaya çarptı.

Oya, kendini biraz toparlayınca, Şebnem'in yerde yattığını gördü. Başının arkasından kan sızıyordu. Yanına gidip seslendi, nabzına baktı, gözünü açıp kontrol etti. Şebnem ölmüştü. "Onu öldürdüm!" diye ağlamaya başladı.

Zuhal kendine gelmişti. Oya ona Deniz'in odasına çıkıp kapıyı kapamasını söyledi. Orada kalmalarını tembih etti. Perişan bir halde evden çıktı. 



Serhan Oya'yı hala bulamamıştı. Onu bıraktığı masanın üstünde eşyalarını görünce birazdan geleceğini düşündü.

Burcu ile Emre salona girip nikah masasına oturdular. 

Kaner'ler Kerim'in Taylan'ı tartakladığı odadan yeni çıkıyorlardı. Taylan canının artık eskisi kadar acımadığını söyledi. Pelin'in onu aldatmadığından emin olunca rahatlamıştı.

Davetliler evlenecek çifti alkışlarken polis ekipleri düğün mekanına varmışlardı. Pelin nikah memurunun sorusuna güçlü bir şekilde "Evet!" cevabını verdiği sırada içeriye girdiler. Pelin endişeli bir şekilde Emre'nin cevabını bekliyordu. Emre mikrofona yaklaştığı sırada polisleri fark etti. Diğerleri de görmüştü onları. İnsanlar donup kalmıştı. 

Kemal nikah masasına yaklaşıp Burcu hakkında yakalama emri olduğunu söyledi. Onu, Arzu Kaymaz'ı öldürme gerekçesiyle göz altına alacaklardı. 

Burcu bir yanlış anlaşılma olduğunu, böyle bir şey yapmadığını söyledi. Ama yapmıştı. 

Polisler Burcu'yu götürürken Emre mikrofonu alıp "Evet!" dedi. Burcu bu yaptığıyla onun hayatını kurtarmıştı. Onu polis arabasına bindirirken hiç korkmamasını söyledi. Onun yanında olacaktı, bekleyecekti. 




Oya dışarıda sallana sallana dolaşıyordu.Yaşadığı şokun etkisinden çıkmamıştı henüz. Hava soğuktu ama ceketini elinde taşıyordu. Sitede çalışan gençlerden biri onu gördü. Durumunu fark edip kafeteryaya götürdü, bir yere oturttu. Oya evinde olanları düşünüyor, "Ben ne yaptım?" diye mırıldanıyordu. Görevliden telefonunu isteyip polisi aradı. Burcu'yu alıp siteden çıkmış olan polisler, bunun üzerine geri dönüp Oya'yı da aldılar. Sağlık muayenesinden sonra göz altına alındı.

Ufak Tefek Cinayetler final bölümü sona yaklaşırken Oya çıkarıldığı mahkemede Şebnem'i öldürdüğünü söyledi. Serhan Aksak tutuklanan sevgilisinin bindiği cezaevi aracını arabasıyla takip etti. 

Oya'nın karar mahkemesinin günü gelmişti. Şebnem'i kendini savunmak için öldürdüğü kanaatine varıldı ki gerçekten de öyleydi. İçeride yattığı süre de göz önünde bulundurularak, beraatına karar verildi. 

Cezaevinden çıktığı gün yağmurlu bir gündü. Serhan dışarıda onu bekliyordu. İkisi için kötü günler bitmişti artık. 



Kerim'le Merve evlenmişlerdi. Merve elinde telefon, site sakinlerine akıl vermeye devam ediyordu. Oya'yı arayıp Mila'yı onların yanına göndereceğini haber verdi. Kerim'le çok mutluydu.

Serhan ve Oya çocuklarla beraber dışarıya çıkacaklardı. Oya'nın öğrenciyken oturduğu ve üstüne ismini kazıdığı bankın oraya gittiler, oturup muhabbet ettiler. 

Oya Toksöz ile Serhan Aksak için düğün günü gelmişti. Herkes bunun için hazırlanıyordu. Davetliler düğün mekanına gelmeye başlamışlardı.

Onlar keyif içinde gelinle damadın gelmesini beklerken Emre cezaevindeki karısına götürmek için çiçek seçiyordu. Çiçekçiden çıkınca Burcu'yu ziyaret etmeye gitti. 



Mehmet ise karavanını bir su kıyısına çekmişti. Çocuklarıyla beraber yeni bir hayata başlarken, buruk ama umutluydu. 

Sonunda Sarmaşık'tan bir kişinin ceza almasını sağlayabilen Kemal, müdürüne söylediği gibi uzak bir yere gitmişti. O deniz kıyısında bir kayığı yenilemekle uğraşırken Derya geldi. Konuşmadan anlaştılar, sonra sarıldılar. Bundan sonra aralarında mesai arkadaşlığından fazlası olacaktı. 



Merve, Kerim'le beraber düğüne geldiği gibi bir soruna el atıp çözdü. O Pelin'le konuşurken Oya ve Serhan mekana girdiler. Davetlilerin alkışları arasında dans etmeye başladılar. Sonra diğerleri de dansa kalktı.

Ufak Tefek Cinayetler dizisi, böylece mutlu son ile biten bir dizi oldu. 


























































































































1 yorum:

Mesajınız kısa bir süre sonra yayımlanacaktır.

255 Fotoğrafla Ev Dekorasyonu Fikirleri (Chango & Co)

Bloga bir süre için sıklıkla dekorasyon konulu yazılar yazmaya karar verdim. Dünya tasarımcılarla dolu ve çok hoş, çok etkileyici şeyl...